UTANIYORUM! / Zahide Uçar

Gazilerimiz günlerdir ANKARA’da haklarını arıyor. Adalet isteyen eylemlerine önce Güven Parkta başladılar. Muhatap bulamadılar. Muhatap bulamamakla kalmadılar, SABAHA KARŞI POLİSİ ÜSTLERİNE SALDILAR. Bu vatan için verdikleri kolların, bacakların protez olanları kenarda, köşede kaldı. Poşetlere doldurdular. Utanmadılar! Ben utandım.
Bu arada cani Şemdin Sakık, pardon; ‘ kumpas davaların kıymetli gizli tanığı’nın silahsız 33 Mehmetçiğimize sıktığı yüzlerce mermiden sağ kalan gazimizi bu hak arayışı, adalet(!) talebi sürecinde kaybettik. Hakkı Türk Milletinin üzerinde kaldı.
MSB’lığı önünde açıklama yapmak istediler, polis müdahalesi ile karşılaştılar. Polisi gazilerimizin üzerine salmaya utanmayanlar, Türk Askerine yenilen küresel aparat narko terör örgütünün katillerine basın açıklaması için yol veriyor.
Milli(!) Savunma Bakanı Hulisi Efendi’nin bir açıklamasını okudum. Doğru ise korkunç!!. Gazilerimize “marjinal grup” demiş. Bu durumda; PKK’nın ilk eylemlerini ve verdiğimiz ilk şehidimizin ölüm yıldönümünü PKK çaputlarıyla, havai fişeklerle kutlamaları normal. “Pişman değiliz, suç işlemedik ki pişman olalım” diyen Mavi Çarşı katilinin il il dolaşıp konuşma yapması normal.
Biz bu rezilliklerin ilkini Habur’da PKK davul zurnayla karşılanırken gördük. Ayaklarına götürülen seyyar mahkemelerde, pişman değiliz diyen PKK’lıların “siz bilmezsiniz, aslında pişmanlar” deyip bırakan çadır mahkemelerini gördük. Basın denilen paçavraların kiralık kalemlerinin linç ettiği kahramanlık madalyası olan ve belinden aşağısı felç olan Abdülkerim Kırca’nın; PKK bizden kıymetli oldu” deyip kendi kafasına sıktığını gördük. O GÜN O MERMİ ÖNCE Genelkurmay Başkanı olamayan zatı, sonra seyreden bizleri mahkum etmişti. Ali Tatar, aile namuslarına iftira edildi. Rahmetli Türk Halkını uyandırmak için kafasına sıktı. Tepki mi? Tepki olsaydı bugün bu halde olur muyduk?
Bay Hulisi, gazilerimize marjinal demiş öyle mi?. Kendisine anlatalım;
Dünyada güzel bir şey varsa, marjinal denilen, sürüden ayrılmış, düşünen beyinlerin ürünüdür. Bu kafaya göre, 393 yıl önce “dünya yuvarlak” diyen Galileo marjinal… Engizisyon’da yargılandı. Hazarfen Ahmet Çelebi marjinal. Hatta Çanakkale Savaşında top mermilerini sırtlayıp kundağına yerleştirerek Krallığa ait zırhlının batmasına neden olan Seyit Onbaşı da marjinal. Simya’dan modern Kimya’ya geçişte önemli bir bilim insanı olan LaLavoisier’de marjinal. İdamına karar veren yargıç ne demişti? Cumhuriyetin bilginlere ve kimyacılara ihtiyacı yoktur. Anlaşılan o ki, Bakan(!) Efendi’nin de askerlere ihtiyacı yok. Çünkü gazilerine yapılanı gören asker, kim için mücadelede edeceğini sorgulamaya başlar, risk almaz.
Bay Akar;
Dünyada bütün kazanımlar marjinal, sürüden ayrılan cesur insanların verdiği mücadele ve çalışmanın ürünüdür. Ve o marjinal insanlar üretir, bedel öder, SÜRÜLER FAYDALANIR. Yalnız o marjinal insanlar boynuna ip taktırıp, kafasına bastırtmaz.
Türk askeri yedi düvelin beslediği bu cani örgütü hep yendi. Bu şekilde amacına ulaşamayacağını anlayan “İsrail+ABD+İngiltere” siyon üçlüsü, perde arkasından verdikleri savaşı kazanamayacaklarını anlayınca, siyaseti kontrol atına alarak hedefe varmak istiyor. Türk Milletini Sevr benzeri bir anlaşmaya razı etmek istiyor. T.C. Devleti’nin tapusuna çökmek, tapuya ortak olmak istiyor. Çerçeve yasanın aslı budur. Çerçeve yasaya “evet” diyenler, T.C. Devletinin tapusuna ortak alınmasına EVET DEMİŞTİR. Aklı başında her T.C. Vatandaşı için; “çerçeve yasaya evet diyenler” Sevr ihanet anlaşmasını imzalayanlarla eşit durumdadır!
Türk Milleti olarak bir olmazsak, gazilerimize sahip çıkmazsak, bu ülke için savaşacak asker de bulamayız.
Gazi İdris Tuğunmuş hakkında şöyle bir bilgi var: “2500 kg patlayıcı ile patlatıldıktan sonra üzerine 7 kurşun sıkılarak öldürülmeye çalışılan fakat ölmeyen GAZİ… Vücudundaki 5 litre kanın tamamını nerede ise toprağa akıttı. “
İdris Tuğunmuş’u 2500 kg patlayıcı öldüremedi ama bir sabah operasyonu ile kendi devletinden gördüğü muamele diri diri gömdü. Gazimiz ameliyat oldu. “Ankara’ya kırgınım” diye bir mesaj atarak Bingöl’e geri döndü. Bingöl… PKK’nın azgınlıkları… Bu gazimiz gibileri kim koruyacak? Korucuları kim koruyacak?
Evet Ankara! Ali Tatar, Abdülkerim Kırca’nın kanı üzerimizde iken, bir de bu gazilerimizin ahı üzerimize kaldı. PKK’lı katiller katillerine şehit töreni yapıyor, biz gazilerimize sahip çıkmıyorsak, bu ülke bize gerçekten hak değildir! UTANIYORUM!
Ankara halkı Güven Parka, Kurtuluş Parkına yürümeliydi. Her şeyden önce bu bir borçtur. Üzerinize ölü toprağı mı serpildi? Yoksa yaşıyor gibi yapan KADAVRALAR MISINIZ?
CİA’nın pençesindeki ilk açılım… Ne buyurmuştu AKP’nin bazı vekilleri… “Ordu’ya Balyoz ve benzeri kumpaslar yapılmasaydı, bu açılımı yapamazdık” demişlerdi değil mi? O kumpasları Kılçıktaroğlu’da “hak ettiler” diyerek perde gerisinden desteklemişti. CİA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey açıklamasında;
“Amerika Türk Ordusu’nu AKP eliyle kafesledi” dedi. AKP’den bir itiraz geldi mi? Ben duymadım, okumadım.
Gazilerimize yapılan muameleyi, T.C. Devleti’nin tapusuna ÇÖKME çalışmasından ayrı düşünmüyorum. Psikolojik operasyon, yıkım operasyonu olarak anlıyorum.
Ve vicdanların iflas ettiği, açık ihanetin siyaset sayıldığı, siyonist aklın “devlet aklı” diyerek aklandığı bir ülkede, kalbimin tam ortasından hançerlenmiş gibiyim. Nefes alamıyorum.
(26 Ağustos 2026)



