DİYANET-CUMHURİYET- ATATÜRK(2.)/ Ali Aydın

Osmanlı’nın Ehl-i Sünnet din anlayışı ile Kur’an arasında doğuyla batı, gece ve gündüz kadar fark vardır.
Siyasal dincilerin laiklik ve Cumhuriyetle ilgili ciddi bir hazımsızlıkları var.
Bir sorunları var.
Aynı damardan gelmiş geçmiş yani gençliğimizde imam Hatip okullarında meslek dersleri öğretmenlerimizin bilinçli bir şekilde bize enjekte ettikleri Cumhuriyet düşmanlığı ve nefreti ile ilgili olarak düşünüyorum.
“İşte Atatürk din düşmanıydı, İslam düşmanıydı, daha çok bunun üzerine kurulan, dinimizi yıktı, şeriatı kaldırdı” gibi yanlış bir temele oturtulan bir gerekçe ve propaganda vardı.
Evet Atatürk özel hayatında dine bağlılığı, dinle olan ilişkisi biraz soğuk ve mesafeli idi. Peki her birini veli-evliya olarak gördüğünüz Osmanlı padişahlarının içinden kaç tanesinin dine mesafesi fersah fersah uzakta idi.
İşte İlber Ortaylı orada, Murat Bardakçı orada, onlara sorun da Osmanlı padişahlarını size anlatsınlar. Veya Halil İnalcık hocanın kitaplarında Osmanlı padişahlarının içkiyle ilişkilerini nasıl olduğuna bir bakın bakalım.
Belgeler orada duruyor.
Evet herkes gibi, her insanın hayatında olabileceği gibi, Atatürk’ün de kişisel yaşantısında geleneksel dini anlayışla bağdaşır tarzda doğru olmayabilir. Aklını kullanan biri olarak, sizin geleneksel dininize imanı olmayabilir.
Modernist, hatta bugün tarihsel diyebileceğimiz çizginin bile ötesinde geleneksel dinin uygulamalarına uzak mesafeli yani bu dünyada uygulanabilir, yerine getirilebilir olmadığına, inandığı kişisel hayatında da söz gelimi, namaz, oruç gibi ritüellerin fiilen olmadığı söylenebilir. Bunlar onun özel hayat tercihleridir. Ama ben bugün bunlarla ilgilenmek zorunda değilim. Çünkü biz Atatürk’ün dindar mı, dinden uzak mı meselesiyle ilgilenmiyoruz. Biz Atatürk’ü bugün içinde bulunduğumuz, nefes alıp verdiğimiz, vatan bildiğimiz, rahat ettiğimiz ve yaşadığımız toprakların kurtuluşunun başındaki komutan veya bir işin mimarı olarak tanıyoruz. Kendi özel hayatında dinle, geleneksel din açısından, günahları, ahlakı, kusurları bizi hiç ilgilendirmiyor. Bunlar şirkle ilgili konular olmadığı için yani imani ve ahlaki değil de, ameli konular oldukları için kendi ve Rabbi arasında olan şeylerdir. Bunlar onun özel hayatıyla ilgilidir. İçkiyle arası iyiymiş bize ne! Veya namaz-niyazı yokmuş bizi ne alaka eder!
Bunlar üzerinden o insanlara kıymet takdir ediyorsunuz. Veya bu açıdan baktığımızda, onların üzerine kırmızı bir çizgi çekip, hayatınız boyunca ona diş bileyip, amansız bir düşman olarak görüyorsunuz. Atatürk’le alıp veremediniz nedir.
Soru şu: Bugün İstanbul fethini, Malazgirt 1071 zaferini yıl dönümünü kutluyorsunuz. Acaba Atatürk olmasaydı, bu kutlamaları yapabilecek miydiniz?
Mesela, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bir kurum olarak, şayet bu kurtuluş savaşı gerçekleşmeseydi, yüz iki yıl önce böyle bir zafer meydana gelmeseydi, bugün Diyanet İşleri Başkanı ve yetkilileri böyle yarım ağız dahi olsa Cumhuriyetten, Cumhuriyeti kuranlardan, zaferlerden, bayramlardan, veya kılıç kuşanıp çıkacağı bir minber olur muydu?
Bunu hiç düşündünüz mü?
Tekrar ediyoruz.
Atatürk’e değil, imparatorluğu bölüp parçalayan padişahlara kızın.
Bu sizin için daha mantıklı olur.
Atatürk olmasaydı, Ayasofya’nın minberine rahat bir şekilde kılıç kuşanıp çıkamazdın. Bizim siyasal dincilerde ilginç bir saltanat sevdası mevcuttur. Bu şizofrenik bir zihin halidir.
Hilafet kılıfı altından açıkça saltanat idaresini meşru göstermeye çalışıyorlar. Yani Cumhuriyete karşı alternatif olarak sevdalandıkları şey saltanat.
Bu saltanat sevdalıları, acaba hiç düşündüler mi?
O ecdat dediğiniz insanların saltanatı yani hanedanlık devam etseydi, siz bugünkü temsil ettiğiniz o büyük makam araçlarına binip, o koltuklara oturup, o saraylarda oturuyor olabilir miydiniz?
Yani “şeyhul islamlık” sana kalır mıydı?
Veya sadrı azamlık size kalır mıydı acaba? Bu zihniyeti anlamak mümkün değil.
Bunların şizofrenik zihni şöyle çalışıyor.
Bu cumhuriyeti kuranlar İngilizlerin desteğiyle başarılı oldular.
İngilizler olmasaydı, bunlar başarılı olamazdı yani İngilizlerle gizli anlaşmalar ve görüşmeler içindeydiler. İngilizler ülkeyi bunlara teslim ettikten sonra geri çekildiler dolayısıyla ülke hiç savaş görmeden, zafer falan yaşamadan kendi kendine kurtuldu.



