Köşe Yazarları

Biz nasıl bu hale geldik? /   Aysel Yenidoğanay

sdr

                                                    

Bu sabah inanmak istemediğim bir haber çıktı karşıma: “Kalbi durarak yere yığılan gence yardım etmek yerine cebindeki parayı çaldı.”

Bunun kurgu olduğunu düşünmek istiyorum ama değil.

Toplum virüsleri hızla yayılıyor. Her an her yerde bulaşmaya hazır. Metroda, otobüste, sokakta, konserde, pazarda potansiyel virüs bulaştırıcılarla karşılaşma olasılığınız yüksek. Bağışıklık sisteminiz güçlü değilse (şiddete meyilli değilseniz) bu virüslerden korunmanın yolu da yok. Gasp edileceksiniz, dayak yiyeceksiniz, küfür ve hakarete maruz kalacaksınız. Şikayet hakkınızın saklı olması haklılığınıza yetmiyor.  Cezai yaptırımlar yetersiz kaldığından “suçlu” durumuna düşebiliyorsunuz. Siz yaşadığınız travmanın üstüne bir bardak soğuk su içip yaşadığınıza şükrediyorsunuz.

Yapay zekaya “Biz nasıl bu hale geldik? ” diye sordum:

“Geçmişte yaşanan hızlı değişimler, sosyokültürel kopmalar ve giderek artan toplumsal kutuplaşmalar bu duruma gelmemizin temel sebebidir. İnsanların empati yeteneğini yitirmesi, ortak değerlerde birleşememesi ve bireyselleşmenin bencilliğe dönüşmesi bu süreci hızlandırmıştır“ yanıtını aldım.

Bu günümüzün modern tanımı.

Sahi, biz nasıl bu hale geldik? Dayanışma kültüründen dövüşme aşamasına nasıl evrildik? Etik değerlerimize ne oldu?

Geçmişimizi unuttuk. Sevgiyi, saygıyı, doğruluğu, şefkati, merhameti ve en önemlisi onurlu olmayı unuttuk. Biz insan olmayı unuttuk. Toplum olarak bu değerlere sahip çıkamadığımız sürece çürüme çığ gibi büyümeye devam edecek.

Türkiye gerçeğine baktığımızda siyasi ve ekonomik açıdan iç açıcı bir tablo görünmüyor.

Haberlere baktığınızda içiniz kararıyor. Gündüz kuşağı programları beyin yakıyor. Dizilerde eli silahlı adamlar, suça meyilli çocuklar, villalarda, plazalarda yaşayan kalburüstü insanlar… Siyasilerin güven vermeyen tutumları, serbest piyasa ekonomisi, işsizlik, atama bekleyenler, hak arayanlar, hakkını alamayanlar;

“Aile en kutsal değerdir” kamu spotuyla ilan edilen “Aile Yılı”nda 294 kadın cinayeti işlenmiş, 297 kadın da şüpheli bir şekilde ölü bulunmuş. Bu durumda akıl sağlığımızın yerinde olması mümkün değil. Toplumsal cinnetin eşiğindeyiz.

Kaosun ortasında yaşıyoruz adeta. Bunun etkileri bireyler üzerinde farklı tepkilere neden olabilir. Bağışıklık sistemi zayıf olanlar toplum virüsüne enfekte oluyorlar.

Bu sorun hem bireyi hem de toplumu tehdit ediyor. Sorunun ortadan kalkması için sürdürülebilir bir strateji gereklidir.

Eşitlik ve adalet sağlanmalı

Ekonomik refah düzeyi dengelenmeli

Toplumsal dayanışma güçlendirilmeli

Medya ahlaki değerlere önem vermeli

STK’lar toplumsal sorunlarda aktif olmalı

Ve en önemlisi siyasete yön veren liderler güven duygusu aşılamalı

Honoré de Balzac’ın sözüyle bitirelim yazıyı:

“Yoksulluğun hüküm sürdüğü yerde ne utanma kalır, ne suç, ne namus ne de ruh.”

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu