Aysel YenidoğanayKöşe Yazarları

ÜLKEM YANGIN YERİ / Aysel Yenidoğanay

sdr

2010 Yılında Bodrum’a yerleşmeye karar verdiğimizde ilk adresimiz
Gümüşlük’dü. Bodrum’un tamamı yeşil ama Gümüşlük bir başka yeşildi.
Ve rantın nasıl işlediğini henüz bilmiyorduk.
Balkonumdan deniz görünmüyordu ama eski yerleşim alanı Karakaya
köyü, (korunmaya alınmış bir bölge olduğunu öğreniyorum sonradan) dağın
orta yerine kurulmuş, göz alabildiğine yeşil bir deniz olarak uzanıyordu önümde.
Doğanın müziğiyle uyanıyordum her sabah. Ve geldiğimizin üçüncü günü
yüreğimin yangını düştü gözlerime. Bakmaya doyamadığım yeşil denizim
yanıyordu. Kızlarım küçüktü o zaman; birbirimize sarılıp hüngür hüngür
ağlamıştık. Ev sahibimiz durumumuza çok gülmüştü; “her yangında böyle
ağlayacaksan, ormandan önce sen kurursun. Birkaç gün sonra oraya villalar
dikmeye başlarlar.”
Evet, her yangın sonrası ağladım. Elimden/elimizden bir şey gelmediği için
ağladım. Bitez, Akyarlar, Gümbet, Kadıkalesi, Yalıkavak her yandığında,
gözyaşlarım yüreğimin yangınını söndüremedi. Ve en çok içimi yakan;
Güvercinlik’te (Şimdi yerinde çok yıldızlı otel var) ağaçlar ve orman sakinleri diri
diri yanarken, alt kıyıda günbatımına karşı kadeh kaldırıp, alevlerin rüzgarla
dans edişini izleyerek romantizmin dibine vuran insanlar!
Şimdi ülkemin her yerinden yangın haberleri geliyor. Şiddetli rüzgar
alevlerin hızla yayılmasına neden oluyor.
Yerleşim alanlarına yakın zeytinlikler yanıyor, tarıma elverişli yerler
yanıyor, büyükbaş/küçükbaş hayvanlar yanıyor, binbir renk çiçek barındıran,
börtü böceğin, kuşların, ceylanların, geyiklerin, ayıların, kaplumbağaların ve
dahi yüzlerce canlının nefes alıp verdiği alanlar yanıyor. Kısacası ciğerlerimiz
yanıyor. Ama haberlerde “can kaybı yok” diyor. Benim canım daha çok yanıyor
o zaman. Ve canımı en çok yakan da yangınların faillerinin bir türlü
bulunamaması. Hukuk yangını daha çok yakıyor içimizi.

İnsan düşünmeden edemiyor; bu yangınların rüzgarlı olduğu dönemde
aynı anda birçok tatil beldesinde çıkması tesadüf olamaz değil mi? Yeşil denizi,
kıyıları ranta çevirmek isteyenlerin işi olabilir mi?
Her yıl aynı durum yaşanıyor ve hiçbir çözüm bulunamıyor.
İsyanımız bile yorgun. Öfkemiz içimizde patlıyor. Geleceğimiz alev
alırken Nazım’ın dizelerine sığınıyoruz: “onlar ümidin düşmanıdır
sevgilim/akar suyun
meyve çağında ağacın/serpilip gelişen hayatın düşmanı…”
Yaşar Kemal’in Yanan Ormanlarda 50 Gün (1954) kitabından bir
bölümle noktalayalım sözü:
“Bir türlü söndüremezsin. Ormanın içinde kıvrılır gider. Dolanır durur.
Harman gibi yananın içini açtın mı tamam. Zor atlar. Söner kalır olduğu yerde.
Ama benim bu rüzgarlarda hiç umudum yok. Söndüremeyeceğiz. Koca dağ
yanacak. Hey be anasını. İşte böyle, işte böyle böyle memleket yanıyor. Bu
memleket yanıyor, biz seyirci kalıyoruz.”

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu