Welcome to Söz Gazetesi - Söz Tv   Click to listen highlighted text! Welcome to Söz Gazetesi - Söz Tv
Konuk Yazarlar

KOLTUK…/ Yılmaz Kaya AYLANÇ

Ne güzel şeysin koltuk, her derde deva, ihtiraslı kullarına şifasın.

Yemez yedirir, giymez giydirirsin. Zenginin yanında, fakirin karşısında, parası olanı sever, olmayandan uzak durusun. Sen hep işini bilirsin. Sana bir kere oturan senin büyüne kapılır bir daha asla inmek istemez. Bu konuda da akla hayale gelmeyecek şeyleri yapabilir. Onlara ne yapıyorsun bilmem ama koltuk, sana direnenlerinde olduğunu az da olsa biliyorum.

Evet bu yazımıza konu aldığımız koltuk, ülkemizin en derin ve iyiLeştirilmesi en zor hastalığının baş aktörün.

Öyleki girDiği her ortamı zehirlediği gibi, esaretine aldığı kişileri insanlığından çıkartır ve bir süre sonra ne yapruklarını bilemez hale sokar. Artık kişi ne kendini ne kendini sevenleri tanır. Koltuk artık onu esir almıştır ve hayatı artık koltuğun ellerindedir.

Taaki birileri belki millet ona dur diyene kadar. Ya da Allah canını alana kadar.

Neden koltuk bu denli değerli ve uğruna her şey yapılmakta?

Sanırım sizlerde uğruna neler yapılabildiğini çevrenizde veya medya da görüp duymakta ve hayretler içinde kalmaktasınız.

Ama inanın ki hepsi doğru.

Zaman zaman medyada görürsünüz, 20 yıl, 30 yıl, 40 yıldır başkan.

Herkes etrafında başkanım, başkanım, başkanım der ölene dek.

Vay be!

Nasıl oluyor bu. Daha önce dernekler kanununa göre iki, sonra üç yıla çıkarılan seçimli genel kurullara rağmen aday olup nasıl sürekli kazanıyorlar.

Neden kazanıp devam etmek için bu çabayı, enerjiyi ve parayı harcıyorlar?

Kazandıklarında sonunda tüm bunlara değecek nedir?

Siyasete gelincede, bir bakıyorsunuz sayın vekil övünüyor “ben bu mecliste 20-25 yıldır bulunuyorum” diye. Bu neden övünç aracı olur ki?

Peki burada bir kazanç mı var, burada para mı kazanılıyor maaş dışında, bu bir ticari iş mi?

Oysa daha geçen gün bir vekil aldıkları ücretleri eleştiren bir yurttaşa “bu parayı sana vereyim hadi çık işin içinden bakalım” mealinde bir cümler sarf etti. Vekil aynı zamanda emekli olan ve yaklaşık 450 bin lira aylık alan bir vekildi.

Hakikaten millet adına orada kanunlar çıkarmak için seçilinen bir onurlu durum, bir iş olarak kabul edilebilir mi?

Tüm bu seçilerek gelinen yerler seçilmek için verilen mücadeleyi, bazı yerlerde harcanan parayı anlamak mümkün değil. Bunca çaba ile gelinen yerde nasıl bir büyü var ki o koltuğa oturmak için neredeyse her şey göze alınmakta.

Gelin bu konudaki Türkiye manzaralarına bir göz atalım.

Mahallenizde dernekler vardır sanırım. Kuş, böcek, müzik, çevre, tarım ve başkaca konularda inanılmaz dernekler var. Örneğin sadece İzmirde faal bin civarında dernek olduğunu sanıyorum.

Hiç bu derneklerin genel kurullarına katıldınız mı? Eğer biraz ilgiliyseniz veya merak ederseniz bakın, seçime girecek eski yönetim yönetimi kaptırmamak için ne mücadele veriyor. Üye bazında, tüzük bazında veya başkaca konularda müthiş bir hazırlık sonrası seçimi kazandıkları takdirde müthiş bir sevinç.

Neden acaba?

Ne elede ettiler, ne kazandılar diye merak ediyor insan.

Oysa iki dönem sonra başka üyelere devretmekte nasıl bir sakınca olabilir? Neden korkulur yönetimi kaptırmaktan anlamam. Oysa diğer üyelerde arkadaşlarıdır. Belki de iki dönemde bir yenilenme ile dernek çok daha fazla kazınımları olabilecekken, buna rağmen dernek yönetimini vermemek için neden bu denli hararetli ve bazen daha kırıcı bir mücadele içine girerler.

Bu yapılan hem derneğe, hem yerel halka, hem de ileriye doğru giden halkın iradesi ile seçilmişliğin her şey demek olmadığının, bu iradeye tahakküm konmaması gerektiği yönünde iyi örmekleri yok ettiği gibi, meclise giden yolda çok kötü bir örneği ilk basamak olarak yapılmış olmaktadır.

Ya odalar, onlar çok mu farklı sanki. Hemen aklıma TOBB geliyor veya Esnaf Sanatkarlar Kooperatifleri Birliği. Mevcutlardan öncekilerin adlarını hatırlayan var mı?

Hatırlayamazsınız, öyle uzun süredir buradalar ki. Şimdi bu denli uzun bir süre bir yönetimdeyseniz sizin o birliğe nasıl bir katkınız olabilir ki? Siz zaten eskimiş olmaktasınız. Ama gel gör ki etrafı ile birlikte nasıl bir çark kurulmuş ise tekrar, tekrar, tekrar seçimlere girerek yeniden yönetimi almaktasınız. O birliğe değilse nereye hizmet etmektesiniz. Yada kendi, çevreniz ve aileniz dışında nereye yarar sağlamaktasınız bilmiyorum.

Ama ülkeye kötülük ettiğinizi biliyorum.

Gelelim en kötü olduğunu düşündüklerimden biri olan sendikalar. Birinden örnek verince sanmayın ki diğerleri iyi. Asla hepsi birbirinden sıkıntılı.

Önce yönetimde kaldıkları süre, nedir arkadaş bu, padişahlık var da biz mi bilmiyoruz. Yahu babadan oğula devredilir mi bu. Bunu böyle yapmanızın nedeni nedir. Profesyonel sendikacı olur mu?

Biz sendikaları emekçilerin örgütlü mücadelelerini organize eder, onların hak ve hukuklarını korur, çalışma şartlarının iyileştirir, şartlar bozulduğunda işveren ile görüşmeler yapar, sadece ücret değil tüm bir çalışma hayatı ile ilgili iş ve işlemleri yapar diye biliyoruz.

Oysa şimdilerde rezidans tarzı binalarda, lüks ötesi makam odalarında, misafirhaneleri, yazlıkları olan en azından bazılarında, korumaları, lüks makam araçları ve sekreterleri ile dolgun maaşlar alan insanlar haline gelmişler. Patronlar klübü denilen TUSIAD ile Ankara’da bir sendikanın binasını karşılaştırdığınızda dudaklarınız uçuklar. Sanırım biri parayı cebinden verirken, sendikacının harcadıkları her ay maaşlarından bir miktar kesilip sendikaya aktarılan uğruna mücadele etmek durumunda olmaları gereken emekçi garibanların.

Bu doğru bir durum değil, bu kabul edilebilir bir durum değil. Üstelik edindikleri toplumdaki havalı yerleri sayesinde pek çok kişi ile ilişkileri de bu duruma ayrıca olumsuz bir katkı yapmaktalar. Edindikleri bu güç ile çevreleri ve ailelerinden onlarca hatta yüzlerce kişiyi işyerlerine alabilmekteler.

Sonunda büyük bir maddi ve manevi zenginleşme, artık profesyonel sendikacı olmuş, güç zehirlenmesindeki arkadaşlar buradan acaba vekil olurum diye bir mücadeleyi de yapmaktan geri durmamaktalar.

Tüm bu kazanımlar sonunda her şeyleri ile çevreleri ile birlikte o koltuğu korumak için bir mücadele içindeler.

Buradan emekçiye nasıl bir yarar çıkar, çıkmaz. Yıllardır emeği ile geçinenler dünden daha mı iyi durumdalar? Sorunun yanıtı yaşanan hayatlarda. Ama onların tuzları kuru, sırça makamlarında burayı nasıl elde tutarızın hesabı içinde gelecek genel kurulu beklemekteler.

İşçi mi? Güldürmeyin beni.

Gelelim dördüncü guruba. Değerli vekillerimiz.

Bir insan neden vekil olur, veya olmak ister?

Masumane olarak, milletine hizmet etmek, kanunlar yoluyla onların, ülkesinin daha iyi yarınlara kavuşması için çaba gösterir, değil mi?

Partiler kendi programları doğrultusunda ülkeye bu şekilde hizmet edeceklerini ifade eder, bu milletten teveccüh görürse iktidar olurlar ve programları doğrultusunda dediklerini yapmaya çalışırlar. Muhalefette kalmış olan parti ve vekilleri de denetim görevlerini yaparak iktidarı denetler, yanlış yaptıklarında eleştirir, hatta öneriler sunarak daha iyi olabileceğine dair iktidara fırsatlar sunar.

Tüm bunlar vekiller eliyle gerçekleştirilir. De bu vekiller profesyonel siyasetçi mi? Bir vekil düşünün ki “ben bu mecliste 25-30 yıldır bulunuyorum, çok tecrübeliyim” demektedir. Aklınıza neler geliyor bilmiyorum ama, benim aklıma hiç iyi şeyler gelmiyor. Bu nasıl iştir yahu. Bir vekil 5-6-7 kez meclise neden gelir. Bulunmaz hint kumaşı mıdır. Ne yararlı bir icat yapmıştır ki bu kadar kez meclise gelmeyi hak etmiştir. Partiden aday olarak nasıl seçilebilmektedir. Bunun için neden bunca para harcamayı ve bu kadar çaba göstermeyi gönüllü olarak seçer. Kazanınca bir ikramiye mi vardır bilmediğimiz, yada alınan emekliyse aylık 450 bin civarında maaş, sınırsız ailece sağlık sigortası, emeklilikte avantaj, hiçbir trafik kuralına uymama dışında ne vardır tüm bunlara değecek?

Bunlar az mı, dediğinizi duyar gibiyim.

Ancak inanın aslında bir seçim süresi boyunca harcadıkları para dudak uçuklatacak cinsten. Peki gönüllü olarak bunu neden yapar insan?

Ben en önemli konunun itibar olması gerektiğini düşünüyorum. Bu çok şerefli bir görev.

Ancak bu denli para harcanan bir işte sonunun iyi olmadığını düşünenlerdenim. Bir konuda bu denli para harcayıp çaba gösteriyorsanız bu basitçe bir inat, itibar, istek gibi konular ile açıklanacak bir şey değil.

Buraya kadar toplumun en küçük biriminden mahallelerden başlayıp oralardaki DERNEKler den başladık, sonra ODAlara, oradan emekçilerin haklarını koruyup kollayacak olan SENDİKAlara ve nihayet en büyük lokma olan SİYASİ partilere geldik.

Hepsinde o koltuğu kazanmak için müthiş bir çaba, mücadele ve gerektiğinde harcanan para ile kazanma savaşı. Sonra ne oluyor, toplum hizmet beklerken kazanmanın sarhoşluğu, güç zehirlenmesi ve herkesin BAŞKANIM BAŞKANIM demesi ile benlikte değişimler sonucu kirlenme ve asıl amacın unutulması.

Şimdi durumumuza yeniden bakalım. Her yıl önceki yıldan kötü olan bir ülkede yaşamaktayız. Geniş aralıklar ile bakıldığında 60-70’li yıllardı diyenlere, sen 80-90’ları görseydin şimdi halimiz perişan denildiğini duymuşsunuzdur.

Peki neden sürekli kötüye gidiyoruz?

Sanırım pek çok doğru yanıtı ve birden fazla doğru nedenler sıralanabilir.

Bakın o sorunların hepsi halledilebilir. Ancak yönetecek, karar verici insanı bulup getirme ve makul süre kalma konusunu halledemediğimiz sürece hiçbir sorunu kalıcı olarak çözme şansımız yok.

Düşünsenize bir bakan market alışverişinde küçük bir meblağı devlete ait karttan yaptığı için istifa etti. Bu bizim ülkemizde olabilir mi?

Hatır!

 Olmaz!

Nedeni yukarıda saymaya çalıştığım anlayışın mahalleden meclise kadar yanlışlar ile dolu bir sürecin artık kanıksanmış olduğundandır.

Yapanlar için normal olmuş olmasıdır.

Seyredenler için, hakkı, yapacak denecek kadar sorumsuz ve baneneci yaklaşımdır.

Ancak ülkemize ne denli kötülük yaptığımız farkında değiliz.

Yöneticileri belli süre için ve sonrasında tekrarı olmayacak şekilde seçmezsek, onları sadece basit şekilde bir fazla oy aldın al mührü demek yerine bu seçime katılabilecek, liyakat ve benzeri konularda ön elemeye tabi tutmaksak hiçbir yapısal sorunu çözemeyiz.

Sandığa atılan oy ile biten yurttaşlık, sandıktan çıktım beş yıl istediğimi yaparım anlayışı çakışınca ülkemizin iyiye gitmesini kimse beklemesin. Bu sadece aldatma olur.

Aldatarak yürüyen toplumlar esir olmuş toplumlardır, her biri sıra gelince aynı şekilde aldatmaya devam edecektir.

Halk dur demedikçe…

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Spor Bayramımız Kutlu Olsun.

18.05.2026

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Click to listen highlighted text!