Yaprak Hışırtıları / Şahiye Say

İki sıra halinde uzanan irili ufaklı ağaçların yapraklarını hışırdatarak patika yoldan geçiyordu. Kara yılanda da hışırtı çıkararak yolu kesiyordu. Devinimsiz kalakaldı. Öldürüp öldürmemekte tereddüt ederken yılan kayboluverdi. Sıram sıram dizilen ağaçlar yeşil rengini gökyüzüne çatmıştı.
***
Mutluluğun tanımını yapmaya çalışıyordu. Yavaş yavaş tiktaklarla artan kalp çarpıntıları, yolda yürürken ayaklar havada uçacak gibi olmak. Dünyayı renkli olduğu gibi, ama yalnızca rüyalarda hissedilebilen şekliyle anlatıyordu. Oysaki dünya rüyadakinden daha da renkliymiş. Renklerin sayısız tonları gözlerinin önünde uçuşurken “Çok hafif oluyorum.” Diyordu arkadaşına. Oysaki karşısındaki Siyah-Beyaz renk ayırımının farkında değildi.
***
Bir avuç umut satın almak; Karşısındakine anlatıyordu. “Bir Milli Piyango bileti aldım sorma neler aklıma gelmiyor ki; Önce akrabalarımdan başlayacağım. Ev, araba, hizmetçim bile olacak. Öyle şaşkın bakma! Seni de düşündüm merak etme payını alacaksın.” Televizyon sonuçları açıklandığında evdekileri çıt çıkarmamaya davet ediyordu. 8988, 8811, 1234 derken Piyango biletine şans vurmamıştı. Satın aldığı bir avuç umut, avuçları arasında bir anda eriyivermişti.
***
Zaman en iyi ilaçtır; Unutmak istiyordu unutmak, hiç düşünmemek.. Zaman en iyi ilaçtır demişler ya, nasıl olsa ilaç günün birinde etkisini gösterecekti. Filmlerdeki gibi yeni umut halkasına dört elle sarılmıştı. Tam filmlerdeki gibi başaracağı sırada Kötüler, kötülüklerin cezasını, iyiler de muradına eremediğinden.
Filmlerdeki gibi sonuçlanmadı ama genede zaman en iyi ilaçtı. Birgün baktıki zamanın görevi yalnızca ilaç mıydı.
Karar verdi gerçekleri görüp hatalarını en aza indirecekti. Kendi kendinin ilacı olacaktı.
Anladıki gerçekleri görmek, ilaçların en iyisi zamanın hızlandırıcısıydı.



