Kültür-Sanat

Demet Duyuler ile Sanat Söyleşileri’nin konuğu şair Kemal BAYRAKÇI

“Her şair ve yazarın içinde yaşadığı topluma karşı onları etkileme, yüreklendirme, devindirme ve yöneltme sorumluluğu vardır. Geleceği sağlam temeller üzerine kurmanın yolu toplumsal çelişkileri ortadan kaldırmaktan geçer.” Kemal BAYRAKÇI

Demet DUYULER: Söz gazetesi okurları için yaşam yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz ya da başka bir deyişle özgeçmişiyle  Kemal Bayrakçı  kimdir?

Kemal BAYRAKÇI: Adana’nın Kozan İlçesinde doğdum.(05.07.1958) İlk,Orta ve Liseyi Kozan’da okudum.Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Almanca Bölümünü bitirdim(1980) lk görev yerim olan Diyarbakırda on üç yıl Almanca Öğretmenliği ve idarecilik yaptım.1993 yılından 2023 yılı Temmuz ayına kadar Konya’da Türkçe öğretmeni ve idarerci olarak görev yaptım ve emekli oldum.

           Aslında ilk şiirim Adana’da Koza ve İstanbul’da  Saçak ve Çağ dergilerinde yayınlandı hatta o yıllarda Çağ dergisinin açtığı şiir yarışmasında üç şiirimle mansiyon aldım,ancak bu dergilerin hiçbiri elimde yok şu anda çünkü hepsi 12 Eylül’ün gazabına uğradı,kül oldu, ben de milat olarak elimde ilk sayısı bulunan Kayseri-Hakimiyet Dergisinde yayımlanan şiirimi aldım.(1976)Hakimiyet Sanat,Çağ,Saçak ve Yapıt Dergilerini şiir gelişiminin işliği olarak görürüm hep.

D.D:  Kozan’da başlayan bir hayat, öğretmenlik yılları ve dergilerle iç içe geçen uzun bir şiir yolculuğu… İlk şiiriniz 1976 yılında yayımlandı. Bir şair için ilk yayımlanma deneyimi nasıl bir iz bırakır? O günleri hatırladığınızda neler hissediyorsunuz? Ya da geriye dönüp baktığınızda sizi şiire götüren ilk kıvılcımı bugün nasıl tanımlarsınız?

K.B:  Kıvılcım, okuduğun bir şiirin usunda, kalbinde bıraktığı çıngıyla büyür; yangına, kora  dönüşür. Aslında Arkadaş filminin vizyonu girdiği yıl hepimizin kalbine dokunan Yılmaz Güney’in elindeki Ahmet Arif’in “ Hasretinden Prangalar Eskittim” kitabından okuduğu şiirlerdi. Kitap yok satıyordu, Adana’da bile yoktu. O yıllarda İstanbul’da yaşayan bir akrabamıza mektup yazıp kitabı istedim, edinip hemen bana yolladı postayla. Kitap her okuyanın duygularını sarsmıştı, okuyanın usunda, kalbinde unutulmaz izler bırakmıştı. Kozan’dan Adana’ya Yolgeçen Kitabevi’ne gidip Bilgi ve Cem yayınlarından çıkan neredeyse tüm şiir kitaplarını aldım, çılgınca şiirler okudum, aynı kitapları defalarca okudum. Adana’ya bir gidişimde Salih Bolat’ın bir arkadaşının desenleriyle örtüşen kesik uçla yazılmış şiirleri de beni çok etkilemişti. Bu arada yazdığım şiirler Kayseri’de Doğan Ümit Aksel’in çıkardığı Şiir Antolojisinde birkaç şiirimle yer aldım, Lise son sınıfta Duran Aydın, Eyüp Demiröz ve Oktay Erol arkadaşlarımızla birlikte Kozan’da bastırdığımız Halkın Dilleri adlı şiir kitabımızı çıkardık. Kitaba Duran Aydın’ın yazdığı önsözün Kozan savcısı tarafından aşırı keskin bulunup kitaptan çıkartılmasını istemesi bizi epey korkutmuştu, Oktay Erol arkadaşımızın babasının bizi soruşturmadan kurtarmıştı. Anılarımızda iz bırakan bir serüven yaşamıştık.

D.D: Şiir yolculuğunuzda birçok dergiyi “şiirimin işliği” olarak anıyorsunuz. Dergiler sizin için bir okul mu, yoksa bir dayanışma alanı mıydı? Bugünün edebiyat dergiciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

K.B: Yazdıklarının şiir açısından bir değer taşıyıp taşımadığının ölçüsü, o dönemde kendi düşünce yapına uygun dergilerin sayfalarında yer bulabilmekti. En azından yazdıklarında bir şiir olma kriteri var, umut var diye düşünüyorsun. Özgür İnsan dergisine şiirler yollardık ve Şair Ceyhun Atuf Kansu tarafından değerlendirilir ve dergide yayınlanırdı. Anadolu’da çıraklığını yapacağımız, yol göstericimiz anlı şanlı şairler, edebiyatçılar yoktu, ancak onların yapıtlarını okuyarak yazdıklarımızı şiire benzetebildik. Bence her şairin işliğidir dergiler, orada ince bir sözcük işçisi olursun. Şair, hep şiirin işçisidir, çırağıdır bana göre, ustası oldum dediği an şiiri kaybeder. Ben kitaptan çok dergilerde şiir yayınlatmayı seviyorum,1979 yılından bu yana bu böyle, çok yazıyorum çok yayınlatıyorum- Ahmet Telli, bu konuda beni eleştirince uzunca bir süre ara verdim dergilerde şiir yayınlatmaya, son yıllarda tekrar hız verdim. Dergilere emek verenlerin emeğine saygının sonucu olarak yer aldığım tüm dergileri destekliyorum. Adana’da bir edebiyat dergisinin olmaması, insanı düşündürüyor, bir Adanalı şair olarak içimi acıtıyor. Dergiye emek veren dostlar olmasa bizler kendimiz okumak için yazardık sanırım. Hepsinin emeklerinin önünde saygıyla eğiliyorum. Dergiyle ulaştığın okur kitlesi kitabının okur kitlesinden daha çok oluyor ayrıca. Biliyorsunuz ben öğretmen emeklisiyim, ilk göreve 1980  yılının aralık ayında başladım, 5 Temmuz 2023’de emekli oldum, benim şiir yazdığımı değil öğrencim, hiçbir öğretmen arkadaşım dahi bilmiyordu. Bilseydi eminim epey bir kitap okurum olurdu.

D.D: Şiirlerinizde insan, emek ve toplumsal duyarlılık dikkat çekiyor. Sizce şairin toplumsal sorumluluğu var mıdır?

K.B: Her insanın yaşadığı ortamı daha da güzelleştirmek için bir toplumsal sorumluluğu vardır. Şiirin insanda uyandırdığı duygular, yüreğine dokunduğu ölçüde güçlü olur. Çevresinde olup bitenlere duyarlı olur, seyirci kalmaz. Ben, 1976 sonrası toplumsal olayların yoğun bir biçimde yaşandığı yıllara tanıklık ettiğim için toplumcu gerçekçi şiirlerin etkisinde doğal olarak kaldım. Salih Bolat, Adnan Yücel’le dostluğum, Hasan Hüseyin ile tanışıklığım şiirimin toplumsal duyarlık içinde örülmesini sağladı,  Kutluay Şakar’ın çıkardığı Yapıt ve daha Sonra Yeni Olgu dergisin yazı kurullarına konuk olarak katılmak benim için bir sanat, edebiyat okulu, işliği oldu. Her şair ve yazarın içinde yaşadığı topluma karşı onları etkileme, yüreklendirme, devindirme ve yöneltme sorumluluğu vardır. Geleceği sağlam temeller üzerine kurmanın yolu toplumsal çelişkileri ortadan kaldırmaktan geçer. Sorumluluk burada toplumun umutsuzluktan umuda ufkunu açacak, inancını pekiştirecek, direncini güçlendirecek olan şair ve yazarlara düşmektedir. Yazılan hiçbir şiir duyarsızlığın ürünü değildir.

D.D: 1982’de yayımlanan ilk kitabınız “İçinden Güzelleşen Dünya” ile başlayan şiir yolculuğunuz, yıllar sonra yeni kitaplarla devam etti. Aradan geçen yıllar şiir anlayışınızı nasıl değiştirdi?

 K.B:  “İçinden Güzelleşen Dünya” 12 Eylül sonrası, sıkıyönetim yıllarında Diyarbakır’da görev yaparken yayınlandı, birçok şiirim 12 Eylül öncesi dergilerde yayımlanan şiirlerdi ancak dönemin koşullarına uygun olarak seçildi. Sonraki dönemlerde söz sanatlarıyla örülü, imge yoğunluğu egemen toplumcu gerçekçiliğin temeline uygun şiirler yazdım.

D.D: 2024 yılında yayımlanan “Çiy Tanesi Gibi” ve “Acıyla Mühürlü” kitaplarınızda hangi temalar ve duygular öne çıkıyor?

K.B:  Şiirlerimde hüzün, aşk, toplumsal sorgulamalar ve insanın çelişkilerine dair derinlikli temalar işlerken, özgün bir dil kullanma, imgelerle zenginleştirilmiş ifadeler kullanma ve insan ruhunun derinliklerine inme çabası içinde oldum. Okura yaşamın karmaşası, çelişkileri ve insanın  umudu, direnci ,dayanışması ,mücadele inancı, yalnızlığı hakkında güçlü mesajlar vermeyi amaçladım. İnsanın içsel yolculuğunu,  toplumsal eleştirilerive aşkı ön plana aldım.  Şiirlerimdeki aşk teması bir liseli aşkı tarzı olarak değerlendirilmemeli. Benim aşk gözüm insanla ilgili her şeyi aşk olarak görür. Dolu dolu yaşamak bir aşktır, ağız dolusu gülmek, geberircesine acı çekmek, yüzün ışığını gölgelendiren hüznü yazmak da bir aşk, karanlıktan ışığa çıkmak, çukurdan arşa uzanmak da aşk, direnmek, inanmak mücadele etmek, ağlamak, görmeyene göz, işitmeyene kulak olmak, düşküne güç olmak da aşktır benim için. 16 Nisan 1982 kalbime kazınmış bir aşktır. İnsanın gözlerinde parlayan ışıktır, emekçinin alnında tomurcuklanan terdir aşk. Bu duygularla örüyorum şiirimi.

D.D: Şiirleriniz birçok ödüle değer görüldü. Ödüller bir şair için ne ifade eder? Bir motivasyon mu, yoksa şiirin yolculuğunda sadece bir durak mı?

K.B:  Ödüller hangi dalda olursa olsun alana bir ivme ve daha iyisini daha güzelini yaratma çabası sağlar. Ben büyük ödüller almadım, ama benim için büyüktü, örneğin şiir yazmaya başladığım yılların başında Çağ dergisinin düzenlediği şiir yarışmasında üç şiirimle mansiyon almıştım. Benim için büyük bir ödüldü. Petrol-iş Sendikasının açtığı şiir yarışmasında “Emeğin Çiftetellisi” adlı şiirimle Jüri Özel Ödülü almıştım. Benim için büyük ödüldü. Şiir toprağında emeklediğim yıllardı. Ben şiirlerimi ya da dosyamı ödül alsın diye yollamazdım, jüri üyeleri okusun, benden haberdar olsun, şiirim nedir, şiir mi, şiir gibi mi bileyim diye yollardım, ona göre yazacaklarıma daha çok çalışırdım. Çünkü ben yolda yürürken, yatarken bile şiir yazardım. Ödüllere katılmıyorum artık, kitap da yollamıyorum, benim şiirime ödül verecek jüri anlayışı yok çünkü. Jürinin şiir anlayışına uygun şiirlere ödül veriliyor. Kızacaklar belki bana Adnan Yücel ödül almamış, ödül verilmemiş bir şair ama  siyasiler mitinglerde, emekçiler direnişlerde şiirlerini okuyor. Söyleyebilir misiniz, son yıllarda ödül alan hangi şairlerin hangi şiiri dilimizde Allahaşkına.

D.D: Günümüz şiirine baktığınızda genç şairlerde sizi umutlandıran ya da düşündüren neler görüyorsunuz? Şiire yeni başlayan gençlere ne söylemek istersiniz?

K.B:  Benim izlediğim dergilerde umut veren, şiirin işliğinde çıraklık dönemini daha çok çalışarak iyi geçiren genç şairler var. Türk şiirinin gelişim evrelerini iyi tahlil ederek kaliteli ve iz bırakan şiirler yazacaklardır gelecekte. Çünkü bir derginin sayfalarına adları düşmüşse; içlerine, uslarına şiirin karasevdası çöreklenmiş demektir. Her yazdıklarının şiir olduğu yanılgısına düşmemelerini, bir şiiri çok kez okuyup, çok kez yazmalarını salıklarım.

D.D: Şiir bazen bir tanıklık, bazen bir direnç, bazen de insanın kendine tuttuğu bir aynadır. Sizin şiiriniz bu üçlüden hangisine daha yakın duruyor?

K.B: Tanıklıkların bende uyandırdığı etkileri çarpılmışçasına yaşarım. Yaşadıklarım, gözlemlediklerim, izlediklerim yüreğimin gönderinde şiir bayrağını dalgalandırır. Şiir; insanın kalbine, içine dokunduğu andan itibaren yaşama sevinci, direnme gücü, umut aşısı olur. Şiirde kendinden bir şey bulursa insan, şiir işlevini yerine getirmiş olur. Her şairin ulaşmak istediği arş da budur. Arşın temeli tanıklıklarla kazılır, tuğlaları umutla, dirençle örülür, yazdıkları yaşadıklarının aynası olur. Bu üçlü birbirini bütünler.

D.D: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak  okuyucularımıza  neler söylemek istersiniz?

K.B:  Doğup büyüdüğüm, tenimi esmerleştiren güneşini, kanımı kaynatan sıcağını içime nakışladığım coğrafyamda bana düşüncelerimi paylaşma olanağı verdiğiniz için size, basınımızın seçkin kurumu olan Söz gazetesine ben de çok teşekkür ederim. Okuyucularımızın iyi birer şiir kitabı okuru olmalarını, kendi kentinin şairlerini tanımalarını, şiir kitaplarını okumalarını öneririm.

                ÖLÇEK

Şair olamazdım ölçmeseydim

richter ölçeğinden evvel

içimdeki depremin şiddetini

sökseydim hislerimin aortunu

söz dudakta kezzap olmadan

gözlerimden dipdiri dökmezdim

uzaklaştıkça büyüyen eksikliğini.

Şair olamazdım yüzmeseydim

debisi yüksek akıntılara karşı

sezmeseydim suyu yaran kulaçlarımın

maviyle çılgınca sevişme vaktini

bir hülyadan çıkıp düşmeseydim,

bir kabusa göğsümde hicran mührü

yenerdim mutlaka hasret illetini.

Şair olamazdım öpmeseydim

dudaklarında kalbinin sıcaklığını

dokunmadan zerresine bedeninin

derinliğine çekmezdi beni bahşettiğin iklim

dökmeseydim hokkasına gecenin mürekkebini

kim işlerdi bu şiiri içinin dinmez uğultusuna

hasret kalır mı hiç gönül kasvetin tortusuna.

Şair olamazdım sürüklemeseydim

ardım sıra sır küpü kelimelerini

uçurum kıyısında açan şiirlerimin.

bir alından alıp başka bir alna çizmeseydim

kan ter içinde resmini hayatın

ürpertmeseydim nefesimde başka bir nefesi

içimde son hikayesini yaşardım tabiatın.

Şair olamazdım dönüştüremeseydim

körpe ter kokusunu teninin

görünce sevinçten açan karanfile

özlemeseydim kalbi kelepçeli aşkını

en kederli dizeleri saklamazdım kendime

gülüşünü göğsümün duvarına asamazdım

bembeyaz bir sevdaya dalgalanamazdım.

Aşık olmasaydım göremezdim

yüzünde ayın kudretini senin

gözlerinde güneşin siluetini

duyamazdım çatlayan tohumda

içimi zapt eden varlığının lezzetini

çağlayan sevincini sesinin

dondurmazdım geçişini aklımda

gök maviye bezenmiş halinin.

Kemal Bayrakcı  /   07.2024

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu