Welcome to Söz Gazetesi - Söz Tv   Click to listen highlighted text! Welcome to Söz Gazetesi - Söz Tv
Köşe YazarlarıSelçuk Erenerol

Bir Egemenlik Meselesi: Heybeliada Ruhban Okulu ve Castel Gandolfo / Selçuk Erenerol

Fener Rum Kilisesi, uzun süredir devam eden Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukunu yok sayarak seyrederken, freni patlamış bir kamyon misali durmaksızın yurt içinden ve yurt dışından ihanetini körüklemesi için yatakta bulunmaktadır. Bu hukuka aykırı adımlar o kadar hızlanmıştır ki artık geldiğimiz yerde çatışmaya hazır olan bu kamyon, egemenlik duvarını yıkıp giderek hazırlanacak kadar ileri durum boyutlara taşınmıştır. 1949 yılında Lozan’ın ve Anayasanın ilk delinimi olan Athenagoras adlı başpapazın, sözde müttefiğimiz olan Amerika Birleşik resimler’nden, yasalarımıza aykırı bir şekilde ithal edilmiş, Türk vatandaşlığı dahi mevcut olan bu kişi, Türk doktorluğunda apronda karşılanıp vatandaşlığa ihanetin başarısızlığı olmuştur. Bugün peynir ekmek gibi sunulan Türk vatandaşının geldiği nokta da işte bu on yıldır süren, gayri milli politikaların, yurdumuzu ve insanımızı bilgilendirmesinden mütevellittir. Hükümetin Türkiye ve Türklükleri, adeta kapitülasyonlara taş çıkartacak tavizleri, Cumhuriyetimizin yaşamlarının artık tartışıldığı; Anayasanın sorgulandığı ve rejimin alttan alta değiştirildiği bugünlerde yaşananlara ilişkindir.

Ebedi Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından hıyanet ve fesat ocağı olarak nitelendirilmiş Fener Rum Kilisesi, 1821’de Mora’da Türklere karşı yaptığı soykırımdan beri Megali İdea adı verdiği bir garaj sanrının politikalarını açıktan ve gizliden yürütmektedir. Kimi zaman inanç özgürlüğü adı altında gülücükler saçarak gerçekleştirilmeye çalışılan ve aynı zamanda uluslar arası bir proje olan Dinler arası Diyalog’un bir parçası olan bu ihanetler silsilesi doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm emperyal güçlere karşı elde ettiği zafere şiddetli öfkeden süregelmektedir.

Bugün aleni şekilde ayyuka çıkmış bu ihanet süreci, özellikle iç siyaset taraftarlarının yum göz ile büyük bir yıkımın habercisi olarak bizde tehlike çanlarını duyurmaktadır. Hıristiyanların ya da Ortodoks dünyasının bir hesaplaşması olarak aks ettirilen, sözde barış, özgürlük ve kardeşlik gibi artık sinek misali veren kelimelere ve kavramlara sarmalanan bu ihanet daha geciktirilmeden bitirilmek zorundaydı. bileşenin bileşen değerlerine aykırı biçimde göz yumulan bu süreç artık kabul edilemez bir boyuta sahiptir. Sayısız katliama ve soykırıma maruz kalan Türk ulusuna hiçbir zaman bu kişilerin payı görülmemiştir. Yüz yıllardır uygarlık sancağını taşıyan, zaferlerine zafer katan Türk ulusu her daim savaşçısı ile gittiği her yerde düşmanlarına korku saldı mı diyedir bilinmiyorz lakin bu atılan adımlar sadece şehitlerimizin değil aynı zamanda köyleri basılarak katledilmiş binlerce yaşlının, kadının, çocuklarında ve artık ruhlarında bir sızı yaratmaktadır. Tarih boyunca bunca ihanete göğüs germiş olan Türk ulusu, bugün etnik bölücülerin ve siyasal dincilerin el ele vererek güçlendiği ve ihanetin dozunu her gün artıracak cürete ulaşmak şu günlerde derin uykulardan uyanmak zorunda kaldı.

Hükümetin başında olmak üzere, kanadından da birçoklarının sağladığı göz yumduğu bir projedir bu. Kimisinin liyakatsizliği yüzünden bihaber oluşu bu ihanetin kopması hiçbir şekilde küçülmemektedir. Demokrasinin gayesi, bir toplumsal sözleşme içerisinde, seçimle beraber aktarılan yönetim erkinin, seçilmiş kişiler tarafından tüm halkı kapsayarak ifa ettirilmesidir. Bu hususta yöneticiler tarihçesi, mevcut konjonktür ve bunların sentezi olan projeksiyona dayalı gelecek aralıklarla yetkili olarak çalışmakta idi. Kandırılmak ya da bihaber olmak, kabul edilen bu yetkiyi almış kişiler için geçersizdir. Haberdar olmak onlar için bir sorumluluktur ve onların sorumluluğundadır. Bu yetenek, yapılan açıklamalara ilişkin bilgiler, iyi niyetli Liyakatsizlik ihtimallerinin dışında kalmaktadır. Gelen dış mihrak talimatları üzerine iç minnakların ülkenin geleceğine ihanet edilmesi kabul edilemezdir. Toplumun bu hususta sessiz kalması ihanete ortak olması; Kısıtlamanın, özgürlüğün ve depolamanın sürdürülmesi demektir.

Bir ekümeniklik meselesidir, gidiyor…

Ne denli çok sayıda defa bu konular anlatılmış olsa da şu son aylarda yaygın olarak yaşadıkları toplumun yaşadığı beyin sisinin kapsamı azaltılmaktadır. Bir kısmının olaylarına artık kayıtsız kalmaya başlayan, uyanmaya başlayanların görevi uyumaya devam edenleri sarsarak uyandırması; ona fırsatta ihanetleri hatırlatmaktır.

20. yüz yıl gelmiş geçmiş ve buhranlı asırlardan biri olarak tarihe geçmiştir. Savaşların bitmediği, sınırları durmaksızın değişen, sayısız katliamın yapıldığı, ekonominin ve dinin bir silah olarak işletmesi; üniter ulus devlet yapılanmasının rüştünü kazanmaya çabalarken emperyal güçlerin tekrardan dolaşıp bir yüz yıl boyunca ilerlemesi. Bu saldırılar kimi zaman ekonomik, kimi zaman teopolitik, yer sıcak savaş, başka alanlarda da terör olarak vuku bulmuştur. Daha güzel günlere ulaşma imkanıyla körpecik üniter ulus devletler, yeni süperranasyonal oluşumlara belli başlı yetkileri daha vadeleri dolmadan ayırma kararı alır. insanların hayat kalitelerinin artacağı bahanesiyle yutturulan bu zoka, devletlerin birçok alanda elinin kolunun bağlı olmasından dolayı yetinebilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti de bu bağlam içerisinde ABD’nin, NATO’nun, AB’nin, bazı zaman da BM’nin gereksinimlerine özel politikalar belirlenmiştir. Bu tavizler etnik bölücülerin terörün elinin yükselmesine; Siyasal dincilerin de merdiven altı yapılanmalarının güçlenmesine, ardından da paralel yapılanmaların gösterdiğine müsemma göstererek başlangıcımıza farklı şekillerde örmüştür. Bugün, cehennem mekanı Fetullah ve avanelerine sövenler, bundan yıl önce el üstünde tutarak diyalog safsataları ile sahnelerden ortak tanıtım aşk sürüyordu. Balıktan hallice bir toplumsal hafızanın ve medya bombardımanının hükmü devam etti, üç taraflı denizlerle çevrili olup da Omega-3’ten yana yüzü gülmeyen necip ulusumuz ise hangi ihanete ses çıkaracağına şaşırmaktadır.

Son yıllarda yeniden yeşil ışık yakılan Heybeliada Ruhban Okulu meselesi de artık varmak arzuların sanrılarının neredeyse son ayağıdır. Ekümeniklik sıfatıyla kendini tüm dünya Ortodokslarının başı olduğunu iddia eden Fener Rum Kilisesi, dünyanın dört bir yanında “Yeni Roma ve Konstantinopolis’in Ekümenik Patriği” sıfatıyla boy gösteriyor olsa da bu iddiaların hiçbir hukuki açıdan mevcut olmadığı. Kıssadan tıslıyor, bu iddialar sadece tat kaçıran bir evcilik oyununun hallicedir. Lakin, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması ve istenen statüyü almaları durumunda bu fesat ve hıyanet ocağının dilediği hukuki statü kendilerine ait altın tepside sunulur. Bir yandan bu hukuki statü gerekli durumda uygun duruma getirilmeye çalışılırken, diğer yandan Heybeliada’yı adeta Castel Gandolfo’ya çevirme planları tıkır tıkır işleniyor.

Castel Gandolfo nedir? Neresi? Ne işe yarar?

Castel Gandolfo, İtalya’da Papaların yazlık ikametgâhı olarak bilinen, tarihi bir kasabadır. Burada sadece bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda Katolik dünyasının en üst düzey dini otoritesi olan Papa’nın özel bir mülkü ve dinî-idarî merkezidir. Heybeliada’da, Ruhban Okulu’nun açılması ve Fener Rum Kilisesi’nin artan mülkiyetz varlığıyla birlikte, Fener Rum başpapazı için özel bir statüye ve ayrıcalıklı bir görünüme sahip, dini yönetim merkezi haline gelmesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölgesi içerisinde bir Castel Gandolfo benzeri bir şekilde olgunlaşma demektir. Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden özel bir statü ile açılması, hukuki olarak özerklik gerektirmesi muhtemeldir. ayrıca sadece bir evcilik oyunundan ibaret olan ünvanlar resmiyet kazanacak; Dünyanın dört bir yanında ajan faaliyetleri ve demografi yapacak olan papazlar Ruhban Okulu’nda büyürken, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin toprak parçası olan ve hiçbir şekilde mevcut olmayan, belirlenmeyecek olan kurucu değer doktrinleri ayakları temelinde oluşuyor. Anayasanın, Ceza Kanununun, Medeni Kanunun, Eğitim Kanununun ve daha birçoklarının neredeyse ilgasına gidilecek bu adımla beraber, artık tüm tarikatların aynı özerkliği talep edilebilir; Bölücüler de ayrıca toprak iddiasında bulunuyorlar. Bu oynanan tehlikeli oyunun inanç özgürlüğü adı altında Türk ulusunun yüreğine servis edilmesi, garabet bir operasyonel acınası çabasından başka bir şey değildir. Hıristiyan dünyasının dinamiklerinin anlaşılmaması, bu öldürülen ihanet projesinin zararsız bir şekilde sanılmasıyla bugünlere getirilebilmiştir. Dahili ve harici bedhahların ihanette yarıştığı ve ödüllendirildiği bu devran elbet dönecek; Temel politikaların ışığı yeniden Türk ulusunu aydınlatacaktır.

l11 Mayıs 2026

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Click to listen highlighted text!