Köşe Yazarları

  SATILIK HAYALLER / / Aysel Yenidoğanay

   

sdr

                                                             

            Haftalık köşe yazınızı yazacaksınız. Bilgisayarın başına geçersiniz, tertemiz bir sayfa açarsınız; başlığınız bile hazır: Satılık Hayaller. Üç saniye, beş saniye derken öyle boş boş baktığınızı görürsünüz o tertemiz sayfaya.

             Sahi biz de genç olduk bir zamanlar değil mi? Hayallerimiz vardı gelecekle ilgili. Biz o hayallerin ne kadarını gerçekleştirebildik?

            Gerçekleştirdiğimiz ve de gerçekleştiremediğimiz hayaller bir kenarda dursun, o konuya sonra gireceğim; siyasi görüş, siyasi duruş diye bir kavram vardı gençliğimizde. Kişisel çıkarlar için değil, ulusal çıkarlar içindi mücadelemiz. Karşı görüş ve kavgalar tabi ki vardı, ama hiçbirimiz kişiliğimizden, kimliğimizden ödün vermedik. Bedeli neyse ödedik ama eğilmedik. Ben ve benim gibiler hala dimdik ayaktalar.

            Eğilip bükülenlere gelince, onlar üst mahalleye taşındı. Kimi reklamcı oldu hayal sattı, kimi de mecliste mebus oldu.

            Reklamcı olan ürününü satmak adına her türlü abartıyı (yalan sözcüğünü kullanmıyorum dikkatinizi çekerim) mübah saydı. Kimi memnun kaldı üründen kimi de küfrü bastı.

            Reklamcıdan yana sıkıntı yok, sıkıntı mebus (bilerek milletvekili demiyorum, Neyzen Tevfik’in kulakları çınlasın istiyorum) olanda. Bir de parti liderleri var. Gün yirmi dört saat hayal pazarlıyorlar toplumun her kesimine.

            Sizi sıkmadan birkaç örnek vereyim:

Gençlerin önünü açacağız diyorlar; meclis oturumuna bakıyorsunuz yaş ortalaması kırk beş – seksen arası. Gençler nerede?

Emeklilerin refah düzeyini yükselteceğiz diyorlar; emekliler aldıkları maaşla kiralarını bile ödeyemedikleri için ek iş arıyorlar. Bulabilen bir nebze rahatlıyor, bulamayan ömrünün sonuna kadar kredi kartına mahkum oluyor. Kimisi de borçlu olarak ölüyor.

Dinde zorlama yok, diyorlar. Peki, okullarda bilime dayalı bir eğitim olması gerekirken, dine dayalı bir eğitim sistemine neden geçildi? Her okula bir mescit hayalini pazarlıyorlar şimdi.

Her şehre bir üniversite açıyorlar. Hepsi de özel. Oysa üniversiteye gitmeye hazırlanan her gencin hayali bir devlet üniversitesinde, başka bir şehirde aileden bağımsız yaşamak. Ekonomi öylesine şaha kalkmış ki o genç ailesini bırakıp gidemiyor o çok istediği üniversiteye!

Bir dönem evlenecek gençlere para desteği sözü verdiler. O destek bırakın evlenmeyi, ev tutup içine üç eşya almaya bile yetmez. Hele bugünün koşullarıyla. Evlilik yaşı gelmiş olanlar evlik hayali bile kuramıyor artık. Neden mi? Okul bitmiş, yaşı da geçiyor ama işsiz. Mezun olanların yüzde altmışı kendi alanı dışında çalışıyor. (Bir kesim de ne iş olsa yaparım demek zorunda bırakılmış.)

Bu örnekleri çoğaltın çoğaltabildiğiniz kadar.

Şimdi bu örneklere göre insan (özellikle genç arkadaşlar) nasıl hayal kurabilir?  Hayal kursa bile kanatlanıp havalanabilir mi?  Bırakın geleceği, yarınını bile ön göremiyor. Bugünü kurtarmak zorunda. Umut tacirlerinin sözlerine kanmıyorlar artık ama iş işten geçti. Örgütlenecek bir bahar da kalmadı. Başka baharları beklemeye güçleri yok; hayallerini satılığa çıkardılar.

Bizler, yani altmış yaşına yıl ekleyenler; bir zamanlar baharı örgütlemiştik. İnançlıydık. Gelecek güzel günlerin düşünü kuruyorduk. Sonra ne mi oldu? Son yirmi yılda baharın renkleri soldu. Hayallerimiz sonbahara teslim olmadan önce satmaya karar verdik. Çünkü;

anlamını yitirmiş her şey

susarak konuşuyoruz

toprak kokusuna hasret yüreğimiz

Bahar gözlü çocukları susuyoruz

Yıkımlar üzerine inşa ettiğimiz

Parsellenmiş hayalleri susuyoruz

çığlığımız bize yabancı

çürümüş yaşamları susuyoruz

,

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu