OYNATMAYA AZ KALDI* / Aysel Yenidoğanay

“Bir acayip bekleyiş
Sanki dakikalar yok, yıllar geçiyor
Beynimin aynasında
Örümcekler bağlanmış hücrelerime
Kokladığım çiçekler çoktan ölmüşler
Beklenen kara tren gelmiyor artık
Aldatılmış duygular isyan ediyor
Gözümdeyse bir bakış tam tımarhanelik
Oynatmaya az kaldı, doktorum nerde?
Bir güzel kız yüzünden çıldıracağım
Parlayan gökyüzünden
Düşen yağmurlarla ben eridim bittim
Canlı bir cenazeyim
Kibrit kutularında yanar giderim”
Doksanlı yılların başında genç olanlar ve kendini her daim genç hissedenler Fatih Erkoç’un şarkısına çılgınca eşlik ederdi. Ve sonra herkes kendi sevdiği uğruna “terelelli lelli lelli” olurdu.
Ah o yıllar, o yıllar! Farkında değildik gerçek anlamda “canlı bir cenaze” ye dönüşeceğimizin.
Seksenlerin karanlığından aydınlığa çıkmak için çabaladığımız yıllar. Gençlik var serde; aşk için çarpıyor yürek. Biz diye diye çıldırma noktasına gelmişken yeni bir karanlığın içine doğru çekiliyormuşuz da haberimiz yokmuş.
Körfez savaşıyla başladı her şey. Siren sesleriyle uyandık bir sabah. Kimyasal silah korkusuyla kapı pençe bantlandı, havasızlıktan ölmeyi bekledik. Ölen öldü kalan sağlar kaldığı yerden devam etti.
Aşka çeyrek kala Sivas yangınıyla savrulduk. Şafak baskınlarıyla alındı gençlerimiz birer birer. “Asayiş kontrol” adı altında “suç işlemeye meyilli” denilerek ters kelepçe takıldı.
Ve depremler doksanlara damgasını vurdu: Erzincan, Adana (Ceyhan), Marmara (Gölcük) kumdan kaleler gibi yıkıldı. Sevdiklerimizi aradık yıkıntılar arasında. “Kokladığım çiçekler çoktan ölmüşler /Beklenen kara tren gelmiyor artık” tam da bunuifade ediyordu.
Terelelli noktasını aşmıştık aslında ama hala farkında değildik. İki binlerden günümüze kadar geçen süreç “terelelli”nin hazırlık aşamasıydı.
Kadına yönelik şiddet hız kesmeden devam ediyordu. Buna her gün işlenen kadın cinayetleri eklendi.
Kadınların “Ölmek istemiyorum” çığlıkları yanıtsız kaldı. Çocuğa yönelik istismar haberleriyle sarsıldık. Gün yüzlü, gök gözlü çocukların ölüm haberleri gelmeye başladı. Ve ne acıdır ki failler en yakınlarıydı. Bütün bunlar olurken “adalet” e olan güvenimizi sarsmamaya dikkat ediyorduk.
Bunca şey yaşanırken ülkede organ mafyası ve yeni doğan çeteleri kol geziyormuş ortalıkta. “Kibrit kutularında yanar giderim” yerine “yakar giderim” dememiz gerekiyordu.
Susmak meziyetmiş gibi hep sustuk. Bekledik, hep bekledik güvende olacağımız günleri. Devlet yetkilileri mutlaka bizi bizden daha çok düşünür, dedik.
Sonunda beklediğimiz oldu: Ailem Güvende projesi hayata girdi. Derin bir nefes almamız gerekirken “oynatmaya az kaldı doktorum nerde” demeye başladık. Şarkı tamamen anlamını yitirdi. Aşk için değil, içinde bulunduğumuz açmaz adına çıldırıyorduk. “Ailem güvende” LGBT avı için başlatılmış.
Bir simülasyonun içindeyiz sanki. Gerçekle taklit olanı ayıramaz olduk. Doğası gereği bu kimliği yaşayan ile sonradan olmalar birbirine karıştı. Kaldı ki Türkiye’de devlet ve üniversite hastanelerinde cinsiyet değiştirme (cinsiyet uyum) ameliyatı yasal olarak yapılmaktadır.
Aile güvende değil sayın devlet yetkilileri.
Sorun sadece LGBT’ liler değil; sorun kendi öz çocuğunu istismar edip sonra onu öldüren/öldürebilen baba müsveddelerinde.
Sorun, acımasızca şiddet uygulayıp sonrada öldüren koca müsveddelerinde.
Sorun, cezai yaptırımların herkese eşit uygulanmamasında.
Adalete olan güven duygumuz sekteye uğramadığında ailemiz gerçekten güvende olur.
“Aldatılmış duygular isyan ediyor
Gözümdeyse bir bakış tam tımarhanelik”
Terelelli olmadan, toplum olarak kendimizi güvende hissetmek istiyoruz.
*Söz/müzik Fatih Erkoç şarkısı



