KIRGIZİSTAN ÇONG-TAŞ KATLİAMI VE ATA-BEYİT ŞEHİTLİĞİ / Aykut Veli Yıldız

Tarih, 20. yüzyılda Türk soylu uluslara yönelik çok sayıda kitlesel terör, zulüm, katliam ve soykırıma tanık olmuştur.Bilim insanlarının yaptığı bir araştırmaya göre, 20. yüzyılda tüm Dünya’da 170 milyon civarında insan katledilmiş, öldürülmüş veya yok olmaya terk edilmiştir.
Soykırıma uğrayan, öldürülen ve yok edilen bu nüfusun sadece 110 milyonu yani üçte ikisi sosyalist ve komünist rejimlerin kurbanları olarak kayda geçmiştir.
Öldürülen, katledilen ve soykırıma uğrayan 110 milyon insanın üçte ikisi yani 70 milyondan fazlası da Türk soyludur.
Bu rakamlar trajik olduğu kadar korkunç ve dehşet vericidir.
16. yüzyılda dünya nüfusunun 1/8’i Türk soylu iken, bu oran günümüzde 3 kat azalarak 1/25’e gerilemiştir.1930’lu yıllarda Sovyetler Birliği’nin “komünist” ideolojisini benimsemeyen Türk milliyetçisi aydınlar, siyasetçiler, bilim ve fikir insanları yok edilmeye başlandı.Bu dönemde Sovyetler Birliği egemenliğinde yaşayan Türk topluluklarında bir milyondan fazla şair, yazar, gazeteci, aydın, din adamı ve halktan insan “halk düşmanı” ilan edilerek öldürüldü.Milyonlarca Türk ya doğrudan kurşuna dizilmiş ya hapsedilmiş ya da çok kötü şartlar altında sürgün edilmiştir.
Sürgün edilenlerin büyük bir bölümü açlık, soğuk, hastalık ve kötü muamele nedeniyle yollarda, sağ kalanlar ise çalışma kamplarının ağır şartlarına ve işkencelere dayanamayıp hayatını kaybetti.1936-1945 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin sadist ruhlu katil diktatörü Joseph Stalin tarafından başlatılan “Büyük Temizlik” adı verilen katliam ve soykırım vahşetlerinden bütün Türk soylu uluslar nasibini aldı.1937-1938 yılları sadece Kırgızistan’da değil tüm Sovyetler Birliği’nde baskının en şiddetli olduğu dönemlerdi.
Bu dönemde Moskova’dan Kırgızistan’a “halk düşmanları” ve “milliyetçiler” ile iyi mücadele edilmediği, hapse atılanların ve öldürülenlerin sayılarının az olduğu bu durumun Kremlin’i memnun etmediği yönünde sert eleştiriler gelir.Sovyet yönetiminin bu eleştirisinden sonra Türkçü, Turancı ve İslamcı suçlamalarıyla Kırgız aydınları tutuklanmaya başladı.1938 yılının Kasım ayı başlarında hapishaneler dolup taştı. Durum böyle olunca hapishanelerdeki Kırgız Türk’ü mahkumları kısa sürede ortadan kaldırma işi gündeme gelir.Ancak bu kadar insan öldürüldükten sonra gömülecek yer sorunu ortaya çıkar.Tam o sırada Sovyet idarecilerinin aklına tuğla fabrikasının bekçisi Abıkan Kıdıraliyeva’nın kızı Babüyra Kıdıraliyeva’nın çocukken saklambaç oynadığı tuğla fabrikası yani hazır çukur gelir.1938 yılının 5-8 Kasım tarihleri arasında Frunze(Bişkek)’de mahkeme yapılması kararı alınır.Mahkeme gizli yapılır ve 137 Kırgız aydınına ölüm cezası verilir.
İnfazın geciktirilmeden hemen yerine getirilmesi kararlaştırılır.Ölüm cezasına çarptırılanlar o gece hapishaneden çıkarılır ve hapishane avlusunda sırayla kurşuna dizilir.İnfaz gecesinde polisler her yerde nöbet tutar, Kırgız halkın belli bir saatten sonra dışarı çıkmasına izin verilmez.Cesetler kamyonlara yüklenerek Çon-Taş (Çong-Taş) köyüne götürülüp, tuğla fırınında yakıldıktan sonra topluca gömülür.Öldürülenlerin yakınları 53 yıl boyunca nereye götürüldüklerini, yaşayıp, yaşamadıklarını bilmeden bu 137 aydının geri dönmesini beklemişlerdi.
Bekleyenler arasında Kırgız Türklerinin ünlü yazarı Cengiz Aytmatov da vardı.Babası Törekul, Türk milliyetçiliği yapmakla suçlanıp kurşuna dizildiğinde Cengiz daha 9 yaşındaydı.10 yaşına geldiğinde büyük bir adam gibi çalışıp evinin geçimini sağlıyordu.14 yaşında köyündeki tüm erkekler cepheye çağrıldığı için, Cengiz artık köyün de en büyük erkeğiydi. Yaşından büyük sorumlulukları vardı.Köyün tüm kadınlarının ve çocuklarının sorumluluğu artık onun sırtındaydı. Annesinin, yaşlı ninesinin, kız ve erkek kardeşlerinin yükünü o taşıyordu.1938’deki bu soykırımın tek tanığı tuğla ocağının bekçisi Abıkan Kıdıraliyeva idi.
Gördüklerini ve tanık olduklarını uzun yıllar kimseye anlatamamış, ölüm döşeğindeyken kızına; “Kızım kalbimde ağır bir yükle ölüyorum. Stalinist baskının kurbanlarının nerede gömüldüğünü biliyorum. Ama sizin için korkup bunu daha önce kimseye anlatamadım. Bübüyra, orayı sadece siz biliyorsunuz. Hatırlıyor musun, sen beni hep sorularınla bunaltırdın. Umuyorum, zaman iyiye gidecek ve o zaman sen insanlara bu masum ölüleri anlatacaksın. Kurbanların çocuklarına babalarının o tepenin altına gömüldüğünü söyle! Bunlar arasında Kırgız halkının en iyi evlatları var. Hepsi aynı toplu mezarda. Tüm hayatım boyunca ruhum üzerinde ağır bir yük ile yaşadım ve bu sırrı yanımda götürmek istemiyorum. Senden bu görevi benim için yerine getirmeni istiyorum” diyerek tüm gördüklerini anlatmış ve zamanı gelince de herkesin bilmesini vasiyet etmişti.
1991 yılında Kırgızistan bağımsızlığına kavuşunca bu sır, bekçinin kızı Babüyra Kıdıraliyeva tarafından kurulan ilk Kırgız Hükümeti’ne iletildi.
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Askar Akayev kazı yapılması için gerekli izni ve talimatı verir.5-8 Kasım 1938 tarihleri arasında ölüm cezasına çarptırılan kişilere ilişkin NKVD (Sovyet İçişleri Halk Komiserliği) protokolüne eklenen liste 137 isim içerir, ancak kazılar sırasında 138 kafatasına ulaşılmıştır. 138. kafatasının kime ait olduğu hala bilinmemektedir.Aynı zamanda, mezarda bulunanlar arasında 36 numara kadın ayakkabı parçaları da vardır. Kalıntılardan bu kadının 49 yaşında biri olduğu anlaşılır.Kadının tesadüfen olaya şahit olan bir kişi olabileceği yönünde güçlü kanıtlar vardır.
Yaşamı zorluklar içinde geçen Cengiz Aytmatov yıllarca babasını aramıştı. Onun tek amacı son kez 9 yaşındayken gördüğü babası Törekul’u bulmaktı.
Sonunda acı bir şekilde buldu da!
Babası Törekul Aytmatov’un şehit edilmesinden tam 53 yıl sonra Çon-Taş(Çong-Taş)’tan çıkarılan kemiklere sarılarak; “Baba, 50 yıldır seni arıyorum, neredeydin?” diyerek hıçkırıklara boğulmuştu.Cengiz Aytmatov, babasından sadece “Toprak Ana” romanında söz etmiş, kitabında ona şu satırlarla seslenmişti; “Baba, sana mezar yapamadım, senin nerede gömülü olduğunu bile bilmiyorum. Bu eserimi sana, babam Törekul Aytmatov’a armağan ediyorum.”Ata-Beyit, “Baba Mezarı” demektir.
10 Haziran 2008’de vefat eden Cengiz Aytmatov, babası Törekul Aytmatov ve şehit edilen diğer Kırgız Türk aydınlarıyla beraber Ata-Beyit Ulusal Tarih ve Anıt Şehitliğinde birlikte yatmaktadır.Bugün kadim Türk yurdu Türkistan’da, Uyguristan’da, Kırım’da, Irak’ta, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Tataristan’da ve Ortadoğu coğrafyasında hemen hemen her evde birinci derecede bir yakınını son yüzyıl içerisindeki trajedilere, zulümlere ve soykırımlara kurban vermiş Türk soylu birine rastlamak mümkündür.
Türklere yapılan zulüm, kıyım, katliam, asimilasyon ve soykırımlar bugün de bütün dünyanın gözü önünde acı ve açık bir şekilde devam etmektedir.Günümüzde Doğu Türkistan’da ezeli ve ebedi Türk yurdu olan Kırım’da, Kafkasya’da, Irak’ta, Balkanlar’da, iki devlet bir millet olarak yanı başımızda yaşayan Azerbaycan’da, bir ateş topu olan Ortadoğu’da Türk kıyımı, kırımı ve asimilasyon vahşetleri olanca şiddetiyle devam etmektedir.Milyonlarca Türk’ün dilini konuşması, dinini yaşaması, kültürünü devam ettirmesi yasaklanmış, insanca yaşama hakları ellerinden alınmıştır!
Zulüm, vahşet, katliam, soykırım Türklere yapılınca her zaman olduğu gibi Batı’nın ve dünya kamuoyunun adalet, hukuk ve vicdan mekanizmaları hiç devreye girmemiştir!
arih unutmayı ihanet ve felaket kabul eder.
Ders alınmadığında da tekerrürü borç bilir.



