DİYANET- CUMHURİYET- ATATÜRK (1)/ Ali Aydın

15 gün sonra 30 Ağustos Zafer Bayramı…
Yine yarım ağız, zafer bayramını kutlarmış gibi, diyanetin beyanlarını, demeçlerini ifadelerini duyacağız. Diyanet sanki bu ülkede bir kurtuluş savaşı olmamış yani yerden bitmiş bir kurum gibi, ya da gökten zembille inmiş bir kurum olarak kendini görüyor.
Diyanet İşleri Başkanlığının da kurucusu olan Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin kurucu isimlerini anmaktan utanç duyuyor. Yani onları anmaktan çekiniyor ve sanki bir günah olarak telakki ediyor. Bu ülkenin milli bayramlarına, kurtuluş savaşına ve zaferlerine karşı diyanetin bir alerjisi ve bir antipatisi var.
Bu alerji ve antipati, sığ, düzeysiz, seviyesiz, kahvehane düzeyindeki bilgilerden kaynaklanıyor. Bunu besleyen ana damar, Necip Fazıl Kısakürek ve Rıza Nur gibi isimlerin kitapları ya da daha genel çerçevede “Yalan söyleyen Tarih Utansın” hikayesi, Kadir Mısıroğlu söylemleri ve kitapları sayesinde oluyor. Siyasal dincilerin Cumhuriyete karşı besledikleri kin ve nefretin entelektüel damarı ve aynı zamanda derinliği bu isimlerden oluşuyor. Bu ülkenin sanki hiç kurtuluşu yokmuş gibi, yani binlerce yıldan beridir burada çakılı duruyormuş gibi, hiç işgaller görmemiş, düşman saldırısına uğramamış, kesintisiz bir şekilde muzaffer olmuş, tarihinde sadece fetihler olmuş, ama hiç kurtuluşu olmamış gibi davranan bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Mesela, ülkenin 85 milyonluk vatandaşın katkılarıyla beslenen TRT, Malazgir 1071, Diriliş Ertuğrul, Kuruluş Osmanlı dizilerinin sanatsal ve görsel değerini bir kenara bırakıyorum.
Yani izleye izleye bıktığımız, artık kabak tadı vermeye başlayan, yıllardır çevir çevir ekranlarda gösterilen, sürekli olarak ecdat ve geçmiş üzerinden fetihler, zaferler kuru kahramanlıklardan başka hiçbir şey üretmeyen TRT ye bir bakalım. Türkiye coğrafyasının neredeyse iki misli toprağı kendi padişahlık döneminde kaybetmiş olan ikinci Abdülhamit 33 yıl boyunca sanki bir karış toprak kaybetmemiş olarak dizilere yansıtıyor. Fakat nedense Kurtuluş Atatürk veya Kurtuluş Cumhuriyet dizilerini görmek hiç nasip olmadı. Siyasal dinciler Osmanlı’yı yıkan ve dağıtan padişahlara öfkeleneceklerine Türkiye Cumhuriyetini kuran kadroya öfkeleniyorlar. Bunun altında dini bir cehalet ve mezhep bağnazlığı yatıyor. Muhafazakar kitle, Emevi-Abbasi hayranı olan Osmanlıyı şeriatı uygulayan bir imparatorluk gibi görüyor. Halbuki ne Osmanlı’nın ne de Ehl-i Sünnet’in Kur’an’la ve hanif İslam diniyle hiç bir bağlantısı yoktur.
Yani muhaddis ve müctehitlerin İslam dinine yapmış oldukları zararın ve ihanetin binde birini Mustafa Kemal Atatürk yapmamıştır. Daha doğrusu Mustafa Kemal’in İslam dinine hiçbir zararı olmamıştır. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan din, İslam değil, uydurulmuş ve Allah’a fatura edilmiş Ehl-i Sünnetin uydurma dinidir.



