Kültür-Sanat

Türkçede B ve Ş seslerinin gizli dili :

Sümer gramerinde isimlere eklenen veya bağımsız olarak kullanılan temel işaret unsurları, dilin uzamsal algıyı ifade etmedeki sistematik yapısını gözler önüne serer. Bu kapsamda “lú” (lu) kelimesi Sümerçede “adam, insan” anlamına gelirken, “–be” eki bir ismin sonuna gelerek o kişiyi veya nesneyi işaret eden “bu” anlamı katan enklitik bir işaret zamiridir. Buna karşılık “–she” eki ise yine ismin sonuna eklenerek daha uzak bir mesafeyi veya yönü belirten “şu / o” anlamını veren ek konumundadır.

​Bu temel yapıtaşlarının somut bir örneği olarak karşımıza çıkan “lú-be” birleşimi “lübe” şeklinde okunur ve “bu adam” anlamına gelir. Burada “lü” kökü insanı karşılarken, yakınlığı simgeleyen “-BE ” eki ile birleşerek yakındaki adamı niteler; görselde karakterin yakın yürüyüş mesafesinde konumlandırılması bu gramer kuralının bir yansımasıdır. Benzer şekilde “lú-she” birleşimi ise “luşe” olarak okunur ve “şu adam” manasını verir, burada “-she” ( ŞE ) ekinin uzaktaki mesafeyi nitelemesi sebebiyle ilgili kişi ufukta uzakta resmedilmiştir.

Hem Sümercede hem Türkçede de (ve dünya dillerinin önemli bir kısmında) benzer bir evrensel fonetik-semantik (ses-anlam) eğilim vardır. Türkçedek ” ben, bu, beri, bura, biz ” gibi söyleyen kişiye göre yakınlık bildiren sözcüklerin “b” sesiyle başlaması; şu, o, öte, şura gibi uzaklık veya yön bildiren sözcüklerin ise “Ş” veya damak/hırıltılı seslerle kurulması rastlantı değildir.

​İnsan beyninin, algısının ve ses organlarının ortak bir ürünü olan bu durumun ardındaki olası fizyolojik, bilişsel ve etimolojik nedenler şunlardır:

​Seslerin Fizyolojisi ve Beden Dili (İkonislik / Ses-Anlam Uyumu)

​Linguistikte (dil bilimi) sound symbolism (ses sembolizmi) denilen bir olgu vardır. İnsanlar ilk dilleri oluştururken nesnelere veya kavramlara rastgele sesler atamamışlardır; sesler ile nesnelerin fiziksel özellikleri arasında içgüdüsel bir bağ kurmuşlardır:

​”B” Sesinin Fiziksel Karşılığı (Yakınlık ve Kapanış): 

​”B” sesi çıkarılırken dudaklar birbirine tamamen kapanır ve bir patlama ile açılır. Dudaklar insanın en dış sınırını ve kendi bedenini temsil eder. 

​Biyolojik olarak insan kendi bedenine en yakın olan şeyi (kendini, dokunduğu şeyi) ifade ederken ses aygıtında da “içeride kalma, kapama, sınırlandırma” hissi veren dudak ünsüzlerini (b, m, p) tercih etme eğilimindedir. Türkçedeki bu, bura, ben kelimeleri bu yüzden merkeze ve kişiye yakındır. 

​”Ş” ve Hırıltılı Seslerin Karşılığı (Uzaklık ve Yayılım): 

​”Ş” veya “o/u” gibi arka damak ve yuvarlak sesler çıkarılırken dil geri çekilir, hava akımı dışarıya doğru uzatılır ve ses dış dünyaya doğru yayılır.

​”Ş” sesi akustik olarak bir hışırtıyı, rüzgarı ya da mesafeyi çağrıştırır. İşaret ederken parmağın uzatılması ve havanın ileriye üflenmesi gibi, uzaktaki bir nesneye dikkat çekmek için sesin uzatılması gerekir. Türkçedeki şu, şora, öte, o kelimeleri bu yüzden mesafeyi ve dışarıyı işaret eder. 

​Dil biliminde işaret zamirlerine deiksis (göstergesellik) denir. Bütün dillerde işaret sistemleri temelde iki ya da üç dereceli bir mesafeye dayanır:

​Konuşana yakın olan (Benim alanım / Bu)

​Dinleyene ya da orta mesafede olana yakın olan (Şu)

​Tamamen dışarıda, uzakta olan (O)

​Dünya dillerinin birçoğunda (Hint-Avrupa, Ural-Altay, Afroasyatik dillerde bile) yakınlık bildiren zamirlerde labial (dudak) seslerin (b, m, p), uzaklık bildirenlerde ise sibilant (s, ş) veya arka damak seslerinin baskın olması, insan türünün uzamsal algısının (space perception) beyindeki dil merkezine benzer şekilde yansımasındandır.

 Türkçe ve Türk Dili Tarihindeki Görünümleri

​Türkçenin tarihi süreçteki en eski metinlerinden (Orhun Yazıtları) günümüze kadar bu ayrım korunmuştur:

​B- kökenli yapılar (Yakın): Bu, bura, béri (beri – bu tarafa doğru). Hep konuşanın durduğu noktayı, merkezi işaret eder.

​Ş- ve O- kökenli yapılar (Uzak): Şu, şura, ol, o, öte. Konuşanın alanından çıkan, elin uzatılması gereken mesafeyi belirtir.

​Etimolojik köken olarak Türkçede işaret zamirleri genellikle bedensel hareketlerle ve yön gösteren ikincil eklerle birleşmiştir. Örneğin “ş” sesi Türkçede işaret ve dikkat çekme işlevini (örn: “Şşşt!” diyerek dikkat çekmek veya “Şu” diyerek işaret etmek) sesin doğası gereği üstlenmiştir; çünkü “ş” sesi havayı keserek yön gösteren keskin bir frekansa sahiptir.

​B harfiyle başlayan sözcüklerin yakınlığı vermesi, dudakların kapanmasıyla oluşan “içeride/yakında” hissiyle; Ş harfi veya benzeri seslerin uzaktakini nitelemesi ise sesin dışarıya doğru yayılması ve “mesafe” yaratmasıyla ilgilidir. Dil, insanın fiziksel dünyayı algılama biçiminin ve beden hareketlerinin sesle dışa vurulmuş halidir.

 . Bu, dilbilimde “ses sembolizmi” olarak bilinen bir başlık altında değerlendirilebilir.

Ferdinand de Saussure’ün “göstergenin nedensizliği” ilkesi (yani bir ses ile anlam arasında zorunlu bir bağ olmadığı fikri) dilbilimin temeli olsa da, ses sembolizmi araştırmaları bunun istisnalarını ortaya koyar. Yapılan deneyler, insanların “bouba” gibi yuvarlak sesleri yuvarlak şekillerle, “kiki” gibi keskin sesleri sivri şekillerle eşleştirme eğiliminde olduğunu göstermiştir, “b” ve “ş” sesleri arasındaki ayrım da bu evrensel bilişsel eğilimin işaret zamirlerine yansımış hali olarak okunabilir.

· “B” sesi: Dudakların kapanıp açılmasıyla oluşur. Bu hareket, bir şeyi kucaklama, sınırlama ya da “ben” ve “hemen yanım” kavramlarıyla bedensel bir bağ kurar. Bu nedenle “bu” , ” biz”, ” Beri”, ” ve “ben” gibi sözcüklerin dudak sesiyle başlaması Bu yaklaşıma uygun gözükür.

· “ş” sesi: Havanın dar bir kanaldan sürtünerek çıkmasıyla oluşur ve tıpkı bir rüzgar sesi veya birini susturmak için çıkarılan “şşşt” sesi gibi, dikkati dışarıya, bir mesafeye yönlendirir. Sesin bu “yayılan” doğası, “şu” ve “öte” gibi kavramlarla uyumludur.

Dünya dillerine baktığımızda bu eğilimi kısmen görmek mümkündür. Örneğin İngilizcede yakın için “this” (dudak sesi yok ama diş sesi var) ve uzak için “that” kullanılır; ancak birçok dilde yakınlık bildiren işaret sözcüklerinde dudak veya geniz sesleri (m, b, p) öne çıkarken, uzaklık bildirenlerde akıcı veya sürtünmeli sesler görülür. Metin, Türkçe ve Sümerce özelinde bu gözlemi doğru bir şekilde yakalamıştır. Özellikle Sümerce “bi” (bu) ve “še” (o) karşılaştırması, iddiayı tarihsel bir derinliğe oturtması açısından değerlidir.

Bu güçlü bir eğilimdir, ancak dilbilimde “mutlak yasa” olarak görülmez. Aynı yakın-uzak ayrımını tamamen farklı seslerle yapan diller de mevcuttur. Metin, “dünya dillerinin çok büyük bir kısmında” diyerek ihtiyatlı bir ifade kullandığı için bu sınırlılığın farkında olduğunu gösterir. Yani bu durum bir tesadüf değil, güçlü bir istatistiksel ve bilişsel eğilimdir, ancak dilin %100 katı bir kuralı değildir.

Kaynak: Dillerdeki etimolojik olasılıklar facebok grubundan alıntıdır)

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu