Önemli DosyalarTürk Dünyası

3200 Yıl Önce Türk-Yunan Savaşı, Troya

​Troya Savaşı — efsaneye göre, M.Ö. 1193–1183 yıllarında Küçük Asya’nın (Anadolu) batı kıyılarında meydana gelmiştir. Yunan mitolojisine dayanan ve Homeros’un destanını yazmasından önce gerçekleşmiş bir olaydır. Mitolojiye göre, Troya Prensi Paris, güzelliğiyle ünlü olan Sparta Kraliçesi Helen’i kaçırır. Öç almak isteyen Akalar (Akaylar) ordu toplayarak büyük bir donanmayla Troya’ya hücuma geçerler. On yıl süren savaşta çok fazla kayıp verilir. Sonuç itibarıyla Troya, bir hilenin (Truva Atı) kurbanı olarak yıkılır. Troya şehrindeki iç savaş sırasında Atinalılar Troyalıları mağlubetmiş ve onları kendilerine tamamen boyun eğdirmek için topraklarını tuzlamışlardır. Bununla birlikte şehirde açlık ve sefalet hüküm sürmüştür.

​Birçok epik şair bu savaşı eserlerinde yansıtmıştır. M.Ö. VIII. yüzyılda Homeros, dahi eseri “İlyada”da Troya Savaşı’nı geniş ve kapsamlı bir şekilde terennüm etmiştir (anlatmıştır). Bundan yüz yıl öncesine kadar Yunan mitolojisinin bir parçası olan Troya Savaşı veya Troya şehri tamamen bir hayal ürünü sayılsa da, 1871 yılında arkeolojik bir mucize gerçekleşir. Arkeolog Heinrich Schliemann, günümüz Türkiye’sinin Hisarlık bölgesinde kazılar yaparak Troya kalıntılarını gün yüzüne çıkarmıştır.

​Bütün yazılı ve eski çizimli (resimli) belgelerin incelenmesi gösteriyor ki, kuzey Balkanlardan bugünkü Yunanistan’a ve özellikle Türkiye’ye hücum etmiş Yunan kabileleriyle savaşan yerli – yerleşik (aborjin) halk Türk olmuştur.

​Homeros’un bu savaş hakkında yazdığı İLYADA adlı eseri, Yunanların zaferinden sonra orijinalliğinden çıkarılarak tamamen efsaneleştirilmiş; isimler ve olaylar değiştirilerek her şey Yunanlaştırılmıştır.

​Çeşitli Kaynaklarda Troya’nın ve Türklerin Adları:

​Trosiya, Trusiya, Taruişa: Troya’nın farklı kaynaklardaki adları.

​Tiras: İskandinav kaynaklarında Traklar ve Türkler.

​Tiras (başka bir varyantı Turis): Hazar kaynaklarında Türkler.

​Tirsen: Etrüsklerin Yunanca etnik adı.

​Turuska: Kadim Türklerin Sanskrit dilindeki etnik adı.

​Tursili: Ermeni kaynaklarında Turanlılar.

​Turşa: Kadim Mısır yazıtlarında Troyalıların etnik adı.

​Trausi, Thrake: Trakların etnik adları vb.

​Son yüz yılda yayımlanan ansiklopedilere inanacak olursak, Troya hükümdarının adı Priam olmuştur. Aslında ise onun adı veya soyunun adı Piram idi. Aiskhylos’un İlyada destanının eski basımlarında hükümdarın adı Priam olarak değil, Piram olarak kayda geçmiştir. Wilhelm Wagner, Kadim Hellas (Yunanistan) eserinin 1901 yılı basımında, arkeologların İlion (Troya) şehrinde basılmış altın sikkeler bulduğunu yazar. O sikkelerin üzerinde çarın adı Piram olarak yazılmıştır.

​Piram, yalnızca kadim Ön Asya’da bir hükümdarın adı değildir. Anadolu’da, Akdeniz’in doğu kıyılarında Yunanlardan önce yaşayan seçkin (elitar) bir Türk soyunun adıdır. Öyle bir soy ki, kadim Ön Asya’nın çivi yazılı metinlerinde adı Priam veya Priamos değil, Pir ve Piram formlarında kayda geçmiştir. Onlar tapınaklarda rahip oldukları sürece Türkçe Pir unvanını taşıyorlardı; yönetime geldikten sonra ise Piram unvanını alıyorlardı.

​G. Maspero, 1911 yılında yayımlanan Kadim Doğu (Древний Восток) adlı eserinde, Piram alplarının (yiğitlerinin) Troya’nın yıkılışından sonra güneye göç ederek uzun süre Küçük Asya ile Suriye arasında yaşadıklarını yazar. Uzun yıllar Yunanlarla, 7 yıl ise Romalılarla savaştılar ancak sonunda mağlup olup yurtlarından sürgün edildiler. Roma döneminin ilk yıllarında yaşamış olan Silius Italicus, Punica destanında, Pir ve Piram unvanlı Troyalıların 307 yılının sonlarına kadar Epir’i Yunanlardan koruduğunu yazar.

​Arkeologlar, İlion şehrinin harabelerinde kilden yapılmış küpler (çömlekler) bulmuşlardır. Üzerinde kadın tasvirleri olan bu küplerin içinde Troya Hakanı Piram’ın hazinesi saklanıyordu. Hazinedeki altın sikkelerin üzerinde Priam değil, Piram yazmaktadır. Resimde bu küplerden birkaçını görmektesiniz. Üzerinde kadın tasvirleri olan o küplere bardaq (testi/bardak) deniyordu. Totemi “bardaq” olan prototürklerin (ön Türklerin) şehirleri ve köyleri, Publius Vergilius Maro’nun Aeneis ve Silius Italicus’un Punica eserlerinde Parteqonia olarak adlandırılır. Parteqonia; totemi bardaq, yani kadın olan halkın yurdu demektir. Bardaq, Berde (Barda) adının kadim formudur. Arap işgaline kadar Karabağ’daki Berde şehri de Berdək, yani bardaq olarak adlandırılıyordu.

​Anaerkil (matriarkal) dönemin yadigarı olan o testilerin birkaçının üzerinde Troya’nın ana tanrıçasının tasviri vardır. Tasvirin altında Yunanca Artemida veya Afrodit değil, Türkçe Bay Ana yazılmıştır. Troya’nın bilgeleri Pir, hükümdarları Piram, ana tanrıçaları Bay Ana, alp yiğitleri Durna, rahibe kızları Sevil, bilge kahinleri Kalkan (yani kalkan) olarak adlandırılıyorsa; gelin AMEA (Azerbaycan Milli İlimler Akademisi) olarak kardeş Türkiye’nin Dil ve Tarih Kurumları ile birlikte uluslararası bilimsel konferanslar düzenleyelim, Avrupalı tarihçilerin iddialarını altüst edip Troya kültürünün mirasçısı olduğumuz tezini gündeme getirelim.

​İtalya’da düşmanlarla savaşırken Troya sakinlerinden yalnızca Aeneas (Eney) onlarla birleşmek istemiyordu. Çünkü o, kendi soydaşlarına sırt çevirip Latin’in kızı Lavinia ile evlenmiş, Troya soylarının can düşmanı kesilmişti. Kendi soydaşlarını satıp yabancı bir kadının eteği altına girdiği için Durna, Aeneas’ı “Asya haini” olarak adlandırıyor ve onunla savaşıyordu. İlk savaşta Durna, Aeneas’ı yaraladı; ancak Aeneas iyileştikten sonra pusu kurup arkadan mızrakla vurarak eski silah arkadaşı Durna’yı öldürdü. Sonuçta Güneybatı Avrupa; Latinlerin, Frankların ve daha sonra Romalıların eline geçti. Latinler, İtalya’da kurduğumuz Durna ve Alban şehirlerini yerle bir ettiler. Alban Gölü’ne Alba Longa adını verdiler. Biraz güneydeki Berde şehrinin adını değiştirip Neapolis (Napoli) yaptılar. Alp Dağları’nın eteğindeki Ak Sona nehrini Soana olarak adlandırdılar. Korsika’nın biraz kuzeyindeki Şuşa şehrimize Segusia dediler. Bugün AMEA’nın Dilbilim Enstitüsünde “Azerbaycanlı” adı altında gizlenip tarihi yer adlarımızı (toponimlerimizi) İran dillerine bağlayan sözde alimleri gördükçe, Alp Er Durna ile hain Aeneas’ın savaşları aklıma geliyor. Ben bu sözlerle günahsız buzağıları, danaları aşağılamak istemiyorum. “Dana”, Ermeni papazların dudağından öpen Fars mollalarının dilinde “alim” demektir.

(İlhami Caferov, Tarihçi Alim)

​Snorri Sturluson, Genç Edda (1225 yılında) eserini İskandinav sagalarına (destanlarına) dayanarak yazmış ve Avrupa’nın kuzeyine As boyunun Troya’dan gelmesini özellikle vurgulamıştır. Yazar eserinde Troya ile ilgili şu ifadeleri kullanır:

​”Troya bir Türk ülkesidir. Türklerin ülkesini terk edip Avrupa’ya gelen Aslar, buraya Türk geleneklerini getirdi ve burada Türk töreleri uygulandı.”

​Dünyaca ünlü Norveçli bilim insanı Thor Heyerdahl, bu Asların aslında Azerbaycan’dan (Azer elinden) Norveç’e gittiğini defalarca gündeme getirmiştir. Sagaların birinde “Kafkas” adı Kapaqus (Oğuz kapısı?) şeklinde geçmektedir.

​Modern genetik ve geneoloji (soy bilimi) terimlerinin kökeninde dayanan ve “soy” anlamına gelen genos (Yunanca), gens (Latince) kelimeleri “kadın” anlamı ile bağlantılıdır. Eski Türkçe’deki kün (halk) kelimesine benzese de, Cermen dillerindeki künne, kuni (Gotçada), kona/kuna (Eski İskandinavca) formları da *gen kökü ile bağlantılıdır ve “lider/başkan” anlamındaki könig (kral) kelimesi de bu gruba girer.

​Homeros’un eserinde (İlyada, XIII, 4-5) geçen “hippopolōn Threikōn” (Trak atlı savaşçıları) ve “Musōn t’a(n)gkhemakhōn kai agauōn hippēmolgōn glaktophagōn abiōn te, dikaiotatōn antrōpōn” (mahir göğüs göğse çarpışan Misi savaşçıları ve kısrak sağan cesur süt içiciler, en adil yoksullar) ifadeleri, haklı olarak Trak (Thrak) ve kımız içen İskit-Kimmer boyları ile açıklanmaktadır.

​Fakat Thrak etnoniminin burada Threik formu da açıkça göstermektedir ki, Trakya ülkesinin adı “Türk” kelimesiyle bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim Hieronymus ve İsidorus’un “Etimoloji” eserini küçük farklarla tekrar eden İskandinav abidelerinde Yafes’in 7 oğlu şöyle sıralanır:

​”Gomer, Magog, Madai, Yubal, Tubal, Meşek, Tirak.”

​Buradaki Gomer Kemer/Kamer boy adını, Tirak (ve Tiras varyantı) ise Trakya adını ortaya çıkarmıştır. Homeros ikinci eserinde (Odysseia, XI, 14) ise Kimmerleri anlatırken etnonimi Kimmeri formunda değil, Keimer formunda vermiştir. Bu eseri Azerbaycan Türkçesine çeviren E. Ziyatay da bu adı Kommeri şeklinde aktarmıştır.

(Firudin Ağasıoğlu, Tarihçi Alim)

​Lemnos (Lemni) Yazıtı

​Ege Denizi’nde Türkiye ile Yunanistan arasında bulunan Lemnos (Lemni) adası, vaktiyle Troya sınırına yakındı. Homeros’a göre bu adada yaşayanlar, Troya Savaşı’nda Troyalılara yardım etmişlerdir. Antik çağ yazarları da belirtir ki, burada Yunanlardan önce Pelasg boyları yaşamıştır. Yunanistan, Anadolu ve Balkanlardan zaman zaman gelen işgalci orduların saldırılarına ve deniz haydutlarının yağmalarına uğrasa da, Lemnos adası antik Akdeniz havzasındaki kültürel ortam içinde gelişmiştir.

​Adada bulunan küçük yazı örnekleri gösteriyor ki, burada M.Ö. I. binyılın ortalarına kadar, Türk alfabesiyle aynı kökenden olan Etrüsk yazısına yakın, özel bir yazı türü kullanılmıştır. Buna “Lemnos alfabesi” de denilebilir.

Prof. Dr. Firudin Celilov

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu