Önemli Dosyalar

130 Yıl Önce Toroslarda Bir İngiliz: Theodore Bent ve Yörükler / Celal Cay

Bugün Londra’da yaşarken, 130 yıl önce Toros Dağları’nı gezen bir İngiliz bilim insanının izlerine burada rastlamak beni oldukça heyecanlandırıyor. Gezgin, arkeolog ve yazar Theodore Bent ile eşi Mabel Bent’in notları bugün hâlâ Londra’daki arşivlerde korunuyor; topladıkları eserlerin bir bölümü ise British Museum’da sergileniyor.

1890 yılında Bent, bugünkü Mersin ve çevresinde aylar süren bir araştırma yaptı. Mersin’den başlayarak Limonlu Vadisi, Korykos (Kızkalesi), Cennet-Cehennem obrukları, Elaiussa Sebaste (Ayaş), Uzuncaburç ve Olba’ya kadar uzanan güzergâhta hem antik kentleri hem de bu coğrafyada yaşayan Yörükleri gözlemledi. Ertesi yıl yayımladığı “The Yourouks of Asia Minor” adlı makalesi ise, 19. yüzyıl sonundaki Toros Yörüklerini doğrudan anlatan en önemli yabancı kaynaklardan biri kabul edilir.

Bent’i en çok etkileyen şey, Yörüklerin özgürlüğüne olan bağlılığıdır. Osmanlı Devleti’nin bazı Yörükleri yerleşik hayata geçirmek için köyler kurduğunu ve camiler yaptırdığını anlatır. Buna rağmen birçok Yörüğün yaylalarını ve göç yollarını bırakmak istemediğini yazar. Makalesinde görüştüğü Yörük Osman’ın şu sözü, onun hafızasında yer eder:

“Özgürlük ruhu doğduğumuz andan beri içimizdedir.”

Bent, Yörük çadırlarının siyah keçi kılından dokunduğunu, yazın serin, yağmurda ise su geçirmez hâle geldiğini anlatır. Çadırlar birkaç saat içinde sökülüp yeniden kurulabilecek şekilde tasarlanmıştır. Her keçi, koyun ve devenin kulağında aileyi gösteren özel bir işaret bulunduğunu; binlerce hayvanın bu işaretlerle karışmadan yönetildiğini yazar.

Onu şaşırtan bir başka ayrıntı ise misafirperverliktir. Dağların ortasında tanımadıkları bir yabancıyı çadırlarına kabul etmeleri, süt, yoğurt, ayran ve ekmek ikram etmeleri Bent’in notlarında sıkça yer alır. Ona göre Toroslarda misafir, Allah’ın gönderdiği bir emanettir.

Arkeolog gözüyle yaptığı en ilginç gözlemlerden biri de şudur: Antik tapınakların sütunları arasında keçiler otlamakta, Roma döneminden kalma kulelerin gölgesinde Yörük çadırları kurulmaktadır. Yani binlerce yıllık tarih ile yaşayan kültür aynı manzaranın içinde varlığını sürdürmektedir.

Bent’in gezdiği güzergâh, bugün bizim çok iyi bildiğimiz coğrafyadır. Limonlu Vadisi’nden başlayıp Olba ve Uzuncaburç’a uzanan bu rota, Torosların yüksek yaylalarına açılan kapıdır. Eğriçayır Yaylası da bu büyük Toros kültürünün devamıdır. Bugün arılarımızı 2.000 metrenin üzerindeki Eğriçayır Yaylası’na çıkarırken, aslında Bent’in hayranlıkla anlattığı aynı yayla kültürünün yaşayan bir parçasını sürdürüyoruz.

Belki de Bent’in yazılarının en kıymetli tarafı şudur: O, yalnızca antik taşları değil; o taşların arasında yaşayan insanları da kayda geçirdi. Eğer bunu yapmasaydı, 19. yüzyılın sonundaki Toros Yörüklerinin günlük yaşamına dair birçok ayrıntıyı bugün bilemeyecektik.

Toroslar sadece dağlardan ibaret değildir; binlerce yıllık bir hafızadır. O hafızanın en güçlü taşıyıcılarından biri de Yörük kültürüdür.

Kaynak: Celal Cay / Londra İngiltere saygasından alıntıdır.

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu