HMEYMİM DÜŞMEDİ, AMA RUSYA’NIN SURİYE’DEKİ DEVRİ KAPANIYOR./ Bekir Atacan

Ankara oyunun kurallarını değiştiriyor: Şam, Moskova, Washington ve Tel Aviv yeni Türkiye gerçeğine göre pozisyon alıyor
Bekir Atacan – İstanbul
———————
Ortadoğu’da bazen bir bayrağın indirilmesinden daha önemli bir şey olur:
O bayrağın bulunduğu alanın anlamı değişir.
Hmeymim’de olan tam olarak budur.
Rus bayrağının indirilip indirilmemesi meselenin görünen yüzüdür.
Asıl mesele, Rusya’nın Suriye’deki askerî varlığının hangi statüde, hangi yetkiyle ve hangi siyasi denklem içerisinde devam edeceğidir.
9 Ağustos 2026’da açıklanan Şam-Moskova mutabakatı bu nedenle sıradan bir askerî düzenleme değildir.
Bu anlaşma, Esad sonrası Suriye’nin ilk büyük jeopolitik gerçeklerinden birini ortaya koyuyor:
Rusya artık Suriye’de eski Rusya değil.
Ama daha önemlisi şu:
Türkiye artık Suriye’de eski Türkiye değil.
Ve Ankara’nın yükselen ağırlığı, Moskova’nın yeni pozisyonunu da Washington’un hesaplarını da Tel Aviv’in güvenlik denklemını de yeniden şekillendiriyor.
⸻
HMEYMİM MESELESİNİ YANLIŞ OKUYORUZ
İlk bakışta tablo basit görünüyor.
Sivil nitelikteki bazı tesisler Suriye yönetimine geçiyor.
Hmeymim ve Tartus’taki askerî yapıların statüsü değişiyor.
Askerî tesisler ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülüyor.
Üç aylık bir yeniden yapılanma süreci başlıyor.
Ve bazıları hemen şu sonucu çıkarıyor:
“Rusya Suriye’den kovuluyor.”
Hayır.
Bu kadar basit değil.
Rusya Suriye’den kovulmuyor.
Rusya’nın Suriye’deki eski askerî modeli tasfiye ediliyor.
Aradaki farkı anlamayanlar, Ortadoğu’daki yeni güç mücadelesini de anlayamaz.
Çünkü Moskova hâlâ Suriye’de.
Hmeymim hâlâ stratejik.
Tartus hâlâ Akdeniz’in kilit noktalarından biri.
Rusya’nın askerî, diplomatik ve lojistik kapasitesi hâlâ masada.
Ancak artık masa eskisi değil.
Çünkü masada artık Esad yok.
Ve Esad’ın yerine gelen Suriye yönetimi, Rusya’nın Suriye’deki varlığını otomatik olarak kabul eden bir rejim değil.
İşte değişimin başlangıç noktası burası.
⸻
PEKİ, ANKARA BU TABLONUN NERESİNDE?
Peki Ankara bu tablonun neresinde?
Tam merkezinde.
Hatta daha açık söyleyelim:
Suriye’de Rus askerî varlığının biçimi değişirken Türkiye’nin ağırlığı artıyor.
Bu tesadüf değil.
Çünkü Suriye’nin geleceğinde üç temel soru var:
Suriye’nin toprak bütünlüğünü kim koruyacak?
Yeni Suriye ordusunu kim eğitecek ve şekillendirecek?
Şam’ın güvenlik mimarisinin ana ortağı kim olacak?
Bu üç sorunun üçünün de cevabında Ankara’nın adı geçiyor.
Türkiye’nin Suriye politikasının temel hedefi artık yalnızca sınır güvenliği değil.
Türkiye, sınırının hemen ötesinde parçalanmış, milisler tarafından kontrol edilen, farklı dış güçlerin üs kurduğu bir coğrafya istemiyor.
Ankara’nın istediği şey çok daha büyük:
Merkezi bir Suriye devleti.
Merkezi bir Suriye ordusu.
Kontrollü bir sınır.
Terör örgütlerinden arındırılmış bir kuzey.
Ve güvenlik kararını kendi başına verebilen bir Şam.
Bu nedenle Hmeymim’deki değişiklik Ankara açısından yalnızca Rusya’nın hareket alanının daralması değildir.
Suriye devletinin hareket alanının genişlemesidir.
Ve güçlü bir Suriye devleti, uzun vadede Türkiye’nin stratejik çıkarlarına hizmet eder.
⸻
ANKARA, RUSYA’YI NEDEN TAMAMEN İSTEMİYOR?
Ankara Rusya’yı neden tamamen istemiyor?
Çünkü Türkiye’nin amacı Rusya’yı yenmek değil.
Türkiye’nin amacı Suriye’de kendi güvenliğini garanti edecek bir güç dengesi oluşturmak.
Bu ikisi aynı şey değil.
Ankara, Rusya’nın tamamen çekilmesiyle oluşabilecek boşluğun ABD, İsrail, İran veya başka bir aktör tarafından doldurulmasını da istemez.
Türkiye açısından mesele:
“Rusya gitsin.”
değil.
Mesele:
“Suriye’nin kaderini hiçbir dış güç tek başına belirleyemesin.”
İşte Ankara’nın stratejik farkı burada ortaya çıkıyor.
Türkiye artık Suriye’de bir taraf değil.
Suriye’nin geleceğini belirleyen ana aktörlerden biri.
Rusya bunun farkında.
Amerika bunun farkında.
İsrail bunun farkında.
Ve Şam da bunun farkında.
⸻
MOSKOVA’NIN ÖNÜNDEKİ TEK SEÇENEK; BİÇİM DEĞİŞTİRMEK
Moskova’nın önündeki tek seçenek: biçim değiştirmek
Rusya’nın Suriye’de iki seçeneği vardı.
Birincisi, eski modeli savunmak:
Hmeymim Rus üssü.
Tartus Rus deniz tesisi.
Rus askerî personeli.
Rus lojistiği.
Rus operasyonel hâkimiyeti.
İkincisi ise yeni döneme uyum sağlamak:
Suriye ile askerî iş birliğini sürdürmek, fakat bu ilişkiyi “Rusya’nın Suriye’deki askerî hâkimiyeti” şeklinden çıkarıp “Suriye-Rusya güvenlik ortaklığı” biçimine dönüştürmek.
Moskova ikinci yolu seçmiş görünüyor.
Çünkü başka gerçekçi bir seçeneği de yok.
Esad dönemindeki Rusya-Suriye ilişkisi artık yeniden kurulamaz.
Suriye’nin yeni siyasi gerçekliği bunu kabul etmiyor.
Rusya bunu anlamış durumda.
Bu nedenle Moskova’nın stratejisi artık:
“Suriye’ye hükmetmek” değil, “Suriye’de kalabilmek.”
Ve bu ikisi arasında devasa bir fark var.
⸻
ASIL SAVAŞ HMEYMİM’DE DEĞİL, SURİYE ORDUSUNDA
Asıl savaş Hmeymim’de değil, Suriye ordusunda
İşte burada asıl meseleye geliyoruz.
Hmeymim’in statüsü değişebilir.
Tartus’un statüsü değişebilir.
Rus askerlerinin sayısı azalabilir.
Ancak bunların hiçbiri asıl soruyu cevaplamıyor:
Yeni Suriye ordusunu kim şekillendirecek?
Çünkü bir ülkenin askerî gücünü belirleyen yalnızca üsler değildir.
Doktrin belirler.
Subay eğitimi belirler.
Silah sistemleri belirler.
Hava savunması belirler.
İstihbarat mimarisi belirler.
Lojistik ağları belirler.
Ve en önemlisi:
Ordunun kiminle savaşacağını, kimi tehdit olarak göreceğini ve hangi ittifaklara güveneceğini belirleyen stratejik kültür belirler.
İşte Türkiye, Rusya, ABD ve İsrail’in gerçek rekabet alanı burası olacak.
⸻
TÜRKİYE İÇİN BURASI HAYATİ ÖNEME SAHİP
Türkiye burada kaybederse sadece Suriye’yi değil, bölgesel dengeyi kaybeder
Ankara’nın önündeki fırsat büyük.
Ama risk de aynı ölçüde büyük.
Eğer Türkiye Suriye’nin yeniden yapılanmasında yalnızca ekonomik ve siyasi aktör olarak kalırsa, bir noktada başka güçlerin askerî mimarisi belirleyici hâle gelebilir.
Bu nedenle Ankara’nın önündeki temel mesele:
Suriye’nin yeniden inşasına sadece destek vermek değil, güvenlik mimarisinin kurulmasına da katkı sağlamak.
Bu, Türkiye’nin Suriye ordusunu kendi ordusuna dönüştürmesi anlamına gelmez.
Tam tersine.
Türkiye açısından en doğru model, egemen ve merkezi bir Suriye ordusunun kurulmasına yardımcı olmak, ancak bu ordunun Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıyla çatışmayacak bir yapıya kavuşmasını sağlamaktır.
Bu ayrım çok önemli.
Çünkü Ankara’nın Suriye’deki hedefi bir vesayet düzeni kurmak değil.
Bir güvenlik ortaklığı kurmak.
⸻
WASHİNGTON’UN HESABI DA ANKARA ÜZERİNDEN DEĞİŞİYOR
ABD açısından Suriye’deki yeni denklem daha da karmaşık.
Washington Rusya’yı sınırlamak istiyor.
İran’ın geri dönmesini istemiyor.
İsrail’in güvenliğini korumak istiyor.
Aynı zamanda Suriye’nin tamamen Türkiye’nin nüfuz alanına dönüşmesini de istemeyebilir.
Fakat Washington’un karşısında bir gerçek var:
Türkiye olmadan Suriye’nin güvenlik denkleminde sürdürülebilir bir çözüm üretmek son derece zor.
Bu nedenle Washington’un önünde yeni bir tercih ortaya çıkıyor:
Türkiye’yle rekabet etmek mi?
Yoksa Türkiye’yle çalışarak Rusya ve İran’ın etkisini sınırlamak mı?
Bu sorunun cevabı, önümüzdeki dönemde ABD-Türkiye ilişkilerinin Suriye boyutunu belirleyecek.
⸻
İsrail’in kabusu: merkezi ve güçlü bir Suriye
Tel Aviv açısından ise en büyük soru başka:
Yeni Suriye devleti gerçekten devletleşirse ne olacak?
Bugün parçalanmış bir Suriye ile güvenlik hesapları yapmak başka.
Yarın birleşik, merkezi kurumlara sahip, sınırlarını kontrol eden ve yeniden yapılandırılmış bir orduya sahip Suriye ile hesap yapmak başka.
İsrail’in asıl çekincesi burada.
Çünkü zayıf ve parçalı Suriye öngörülebilir olabilir.
Ama güçlü ve merkezi bir Suriye, bölgesel denklemin yeniden kurulmasını gerektirir.
Bu nedenle İsrail de Rusya’nın Suriye’deki varlığı konusunda tek boyutlu düşünemez.
Rusya’nın çok güçlenmesini istemez.
Ama Rusya’nın tamamen çekilmesiyle oluşabilecek boşluğun Türkiye tarafından doldurulmasını da istemeyebilir.
Sonuç?
İsrail’in istediği Rusya’sız Suriye değil; kontrol edilebilir bir Suriye.
Fakat Ankara’nın istediği de tam olarak bunun karşıtı:
Kontrol edilen değil, egemen Suriye.
İşte çatışmanın bir başka boyutu burada başlıyor.
⸻
Türkiye artık “sınır ülkesi” değil, merkez ülkedir
Bence bu gelişmenin Ankara açısından en önemli sonucu budur.
Türkiye uzun yıllar Ortadoğu’da kendisini çoğunlukla bir “sınır ülkesi” olarak konumlandırdı.
Suriye savaşıyla birlikte bu yaklaşım değişti.
Türkiye artık;
Kafkasya,
Karadeniz,
Balkanlar,
Doğu Akdeniz,
Suriye,
Irak,
Körfez
ve Kızıldeniz arasında birbirine bağlanan stratejik hatların merkezinde.
Suriye’deki gelişmeler de bu dönüşümü hızlandırıyor.
Hmeymim’deki Rus varlığının yeniden tanımlanması, Ankara’nın Suriye’deki ağırlığını artırırken Türkiye’nin Akdeniz güvenliğinden Basra Körfezi’ne uzanan daha geniş jeopolitik denklemdeki rolünü de güçlendiriyor.
Türkiye artık sadece gelişmeleri izleyen ülke değil.
Gelişmelerin yönünü değiştiren ülke.
⸻
Yeni mücadele: Suriye kimin nüfuz alanı olacak?
Burada çok açık konuşmak gerekiyor.
Suriye’nin geleceği için mücadele bitmedi.
Tam tersine yeni başlıyor.
Rusya kalmak istiyor.
ABD nüfuzunu korumak istiyor.
İsrail güvenlik kuşağını genişletmek istiyor.
Türkiye ise Suriye’nin parçalanmasını ve kuzeyinde kendisine yönelik yeni tehdit alanlarının oluşmasını engellemek istiyor.
Şam ise bütün bu güçlerin arasında kendi devletini yeniden kurmaya çalışıyor.
Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda Suriye’de büyük savaşların yerini başka bir mücadele alabilir:
Nüfuz savaşı.
Kimin subayı yetişecek?
Kimin silahı kullanılacak?
Kimin savunma sistemi kurulacak?
Kimin istihbarat ağıyla çalışılacak?
Kimin limanları kullanılacak?
Kimin enerji şirketleri yatırım yapacak?
Kimin müteahhitleri yeniden inşa edecek?
Ve en önemlisi:
Şam kriz anında kimi arayacak?
İşte gerçek güç burada ölçülecek.
⸻
Hmeymim’in hikâyesi aslında Türkiye’nin hikâyesidir
Bugün Hmeymim’i konuşuyoruz.
Yarın belki Tartus’u konuşacağız.
Ama asıl konuşmamız gereken Ankara’dır.
Çünkü Suriye’de güç dengesi değişiyor.
Ve bu değişimin merkezindeki aktörlerden biri artık Türkiye.
Rusya eski üs modelini koruyamıyor.
ABD eski nüfuz modelini tek başına kuramıyor.
İsrail Suriye’nin geleceğini tek başına belirleyemiyor.
İran eski erişim kanallarını yeniden kurmakta zorlanıyor.
Şam ise yeniden devlet olmaya çalışıyor.
Bu denklemde Türkiye’nin önünde tarihî bir fırsat var.
Fakat tarihî fırsatlar yanlış yönetildiğinde tarihî risklere dönüşür.
Ankara’nın yapması gereken, Suriye’yi başka bir gücün nüfuz alanından çıkarıp kendi nüfuz alanına sokmak değildir.
Ankara’nın yapması gereken, Suriye’nin yeniden güçlü bir devlet olmasına yardım etmektir.
Çünkü güçlü Suriye, uzun vadede Türkiye için tehdit değil güvenlik kuşağıdır.
Zayıf Suriye ise hangi bayrağın altında olursa olsun Türkiye için risktir.
⸻
Son söz: Rusya çekilmiyor. Türkiye yükseliyor.
Bugünkü anlaşmayı sadece “Rusya’nın çekilişi” olarak okumak büyük hata olur.
Rusya tamamen gitmiyor.
Moskova sadece yeni bir Suriye’ye göre kendisini yeniden konumlandırıyor.
Asıl değişen şey başka:
Suriye’de tek bir dış gücün dönemi kapanıyor.
Ve bunun yerine çok aktörlü ama Türkiye’nin ağırlığının giderek arttığı yeni bir jeopolitik dönem geliyor.
Hmeymim artık eski Hmeymim değil.
Tartus artık eski Tartus değil.
Şam artık eski Şam değil.
Ve en önemlisi:
Ankara artık eski Ankara değil.
Türkiye bugün Suriye’de yalnızca kendi sınırlarını korumaya çalışan bir ülke değil.
Türkiye, Suriye’nin güvenlik mimarisinin nasıl kurulacağını etkileyebilecek kapasitede bir bölgesel güç.
Bu nedenle 9 Ağustos 2026’da açıklanan anlaşmanın gerçek manşeti şudur:
Hmeymim düşmedi.
Rusya tamamen gitmedi.
Ama Rusya’nın Suriye’deki devri kapandı.
Şimdi yeni devrin en kritik sorusu geliyor:
Suriye’yi kim şekillendirecek?
Moskova mı?
Washington mu?
Tel Aviv mi?
Yoksa artık masanın merkezinde oturan Ankara mı?
Benim cevabım açık:
Suriye’nin geleceğinde Türkiye’nin ağırlığı artık bir tercih değil, bölgesel güç denkleminin kaçınılmaz sonucudur.
Ve Ankara bu fırsatı doğru kullanabilirse, Hmeymim’in statüsündeki değişim yalnızca Rusya’nın Suriye’deki konumunu değil, Ortadoğu’nun güç haritasını da değiştirebilir.



