Uyanalım, uyandıralım. / Necla Kendigelen

“Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Mezardan çıkmanın vaktidir!
…..
Siz toprak altında derin uykudayken
Düşmanı çağırdılar,
Satıldık, uyanın!
Biz toprak üzerinde derin uykulardayız,
Kalkıp uyandırın bizi!
Nazım Hikmet Ran
Türkiye Cumhuriyeti Devleti son çeyrek yüz yılda olduğu kadar, bu hızla felakete sürüklenmemişti.
Ülkemizde özellikle 2017 referandumu sonrasında kabul edilen ve 2018 seçimleriyle yürürlüğe giren cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bugüne kadar alt yapısı oluşturulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin parçalanması planının son aşamasını oluşturmuştur. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile yürütme yetkisinin büyük ölçüde cumhurbaşkanında toplanması, yasama ve yargı üzerinde denge- denetleme mekanizmalarını zayıflatmıştır. Karar alma süreçleri daha fazla yürütme merkezli hale geldiği içim parlamentonun politika üretimindeki ağırlığı azalmıştır yani meclisin etkisi zayıflamıştır. Birçok kurumun cumhurbaşkanlığına bağlanması üst düzey kamu yöneticilerinin sık sık değişmesi ve göreve liyakatsiz kişilerin getirilmesi karar alma ve uygulama süreçlerini olumsuz etkilemiştir.
Meclisin işlevsizleştirilmesi ve büyük küçük demeden tüm muhalefetin de tasarlanması, sistemin, resmen olmasa da fiilen otokratik bir yönetime evrilmesine neden olmuştur.
Diğer taraftan ekonomi ülke tarihinde görülmediği kadar dibe vurmuştur. Yüksek enflasyon, Türk lirasındaki değer kaybı, hayat pahalılığını iyice arttırarak geçimi zorlaştırmış bu da toplumda birçok alanda onarılamayacak yaraların açılmasına neden olmuştur. Aynı zamanda ekonominin kötüleşmesi, işsizliğin artmasına ve genç nüfusun beyin göçüne neden olmuştur. Ekonomiyi yönetenlerin ya küresel güçlerin denetiminde olması ya da ekonomiyle uzaktan yakından ilgisi olmayıp “…ben ekonomistim.” diyen kişilerden emir almaları, ekonomik buhranın çok hızlı bir şekilde derinleşmesine neden olmuştur. Ülkede üretimin bitirilmesi, tüketim ekonomisinin yaygınlaştırılması bizi dışa bağımlı hale getirmiş ve yabancı yatırımcının ülkeye çekilebilmesi için türlü türlü planlar yapılmış başarılı olunamayınca ülkemiz kara para aklanan ülke konumuna getirilmiştir. Bunların yanında eğitim, sağlık ve hukuk sistemini bozulmasına girmeyeceğim.
Bütün bu olanlar büyük bir planın parçalarıdır. Bu planın en büyük parçası ise, temmuz ayında ülkemizde yapılacak olan NATO toplantısının gerekçesinde gizlidir.
2025 yılı ekim ayında başlatılan sözde barış süreci son dönemece girdiğimiz noktadır. Bölgemizde meydana gelen İran-İsrail savaşı, ardından CHP’ye uygulanan mutlak butlan süreci derken toplumu, herkesin dediği gibi ekonomiyi konuşmaktan uzaklaştırmak değil, barış sürecini, kısacası bebek katili Abdullah Öcalan’a özgürlük ve PKK teröristlerine sağlanan ayrıcalıkların tartışılmasını engellemektir. İşte tam da bu nedenle NATO toplantısı önemlidir. Çünkü nato toplantısının asıl amacının büyük İsrail’i gerçekleştirmek için bölgede bir kukla Kürdistan devletini oluşturmak ve Kıbrıs’ı Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlüğünden çıkararak NATO garantörlüğüne geçirmek amaçlı olduğu artık bilinen bir gerçektir.
Bu süreçte tepki gösterecek olan Türk halkının dikkati işte yukarıda saydığımız kulvara çekilmeye çalışılmıştır. Ülkemizi yönetenlerin ve maalesef muhalefetin de desteklediği bu bölünme planı, adım adımı uygulanırken dikkatimizi çeken ve bizi oldukça üzen kendilerini Kemalist ve Cumhuriyetçi olarak gösterip bizi arkamızdan vuranlardır.
Bunun en güzel örneği, başlangıçta ben ve benim gibi birçok gerçek vatansever Kemalist’in desteklediği Müsavat Dervişoğlu tarafından organize edilen Tandoğan Bayrak Buluşmasıdır. Ülkemize kasteden düşmanlar o gün ve ertesi gün eş zamanlı aralarında kuş uçurulmayan İstanbul’unda bulunduğu dört büyük şehirde anayasaya aykırı olmasına rağmen, bebek katiline özgürlük adı altında, ülkemizin nasıl yıkıma götürüleceğinin planının haykırıldığı Türk Polisi korumalı mitingler yaparken, vatansever Türkler Ankara’ya hapsedildi.
Bu da yetmiyormuş gibi kürsüdeki Müsavat Dervişoğlu’nun, PKK sempatizanı akil Kadir İnanır’a güzellemeler yapması vatanseverlere alkışlatılarak Türk toplumunun vatanseverliği sorgulattırılmaya çalışıldı. Bu durum daha nereye kadar devam edecek. Şucu bucu veya şu partili bu partili olmayı bırakıp bütün vatansever Türkler, Anıtkabir’i simge yaparak, Türkiye Cumhuriyetinin sembolü bayrağımız ve Atatürk’te birleşelim. Nazım Hikmet’in dediği gibi, Uyanalım, uyandıralım.
30/06/2026



