Köşe Yazarları

SERHAT MUSTAFA KILIÇ’IN ARDINDAN /   Aysel Yenidoğanay

sdr

                                                    

Bir oyuncu ölünce haber olması ne garip.

Bir de bu oyuncu özel yaşamını gözler önüne sermeyen biriyse daha da ilginç hale geliyor ölüm şekli.

Yıllar önce bir dizide söylediği replik bugünü anlatıyor sanki: “Yaşam neye benziyor biliyor musun? Adeta ölümle saklambaç oynuyor gibiyiz. Bazen tedirgin, bazen oyunun eğlencesine kapılmış, mutlu, habersiz ilerleyip duruyoruz işte. Bir gün ölümün karşımıza çıkacağını bildiğimiz halde yine de oyunun eğlencesine kapılmış halde ilerliyoruz. Üstelik sobelendiğimiz an aklımızı kaçıracağımızı bile bile…”

Tek kişilik seyircisiz bir oyun esnasında sobelenmiş Serhat Kılıç. Sandalye üzerinde sonsuzluk uykusu ve alkışsız kapanmış perde.

İki gün! Ne telefon çalar ne kapı. (Kız arkadaşı aramış sadece, kaç kez bilmiyorum.)

Sanki öldüğü güne kadar hiç yaşamamış gibi. Çok yakın arkadaşları dışında varlığından kimse haberdar değil.

Yalnızlık kendi tercihi miydi yoksa yalnızlığa mı itilmişti? Bu sorunun yanıtını en yakınındakiler bilir ancak.

 Serhat Mustafa Kılıç’ı Seksenler dizisindeki “Ergün Plak” abi olarak tanıdım onu. Ölüm haberinin ardından hakkında kısa bir araştırma yaptım, inanılmaz donanımlı bir kişilik. Ona yalnızca oyuncu demek büyük haksızlık olur.

TED Ankara Koleji‘nde okumuş. 1994’te Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümünü burslu olarak kazanmış, 1998 yılında yüksek şeref öğrencisi olarak bu okuldan mezun olmuş. Ve ondan sonrası müthiş bir kariyer. Devlet Tiyatrolarında görev almış, üniversitede öğretim görevlisi, film ve dizi çekimleri ve daha sayamayacağım onca şey. (İnternete kısaca Serhat Kılıç yazınca saymakla bitmeyen bir doküman çıkıyor karşınıza.)

Araştırmamı yaparken onunla ilgili birçok müzik videosuna denk geldim. İnsanın içine dokunan bir ses. Sizi alıp bambaşka dünyalara götürüyor. Konuk olduğu programlarda kültür seviyesinin üst düzeyde olduğunu gördüm. Diğer konukları kırmamak adına susmak zorunda kaldığını da gördüm.

Bana göre Serhat Kılıç’ın yalnızlığı kendi tercihiydi. Çünkü o sosyal çürümenin farkındaydı ve kendini bu çağa ait hissetmiyordu.

İçi boş, ağzında sakız varmış gibi konuşan yakışıklı erkekler ve güzel kadınların boy gösterdiği dizilerde/filmlerde Serhat Kılıç başka bir gezegene ait gibi duruyordu. Yaşarken yok sayılması bundandı. Ve bundandır hasta diye setten atılması.

Bana göre ölüm saatinden çok çok önce ölmüştü Serhat Kılıç.

Ve ölünce ne çok seveni olduğunu öğrendik! Birdenbire yıldız oluverdi Çarşaf çarşaf fotoğraf paylaşanlar, gerçekten gözyaşı dökenler, timsah gözyaşı dökenler ve en önemlisi onu madde bağımlısı gibi gösterenler. Ölüye saygımız kalmadığı gibi kendimize olan saygımızı da yitirmişiz.

Hepimiz ölümle saklambaç oynuyoruz aslında. Hangimiz nerede, ne zaman sobeleneceğimizi bilmiyoruz.  

Sobelenmemek gibi bir şansımız yok ama sobelenmeden önceki o arada daha çok sevsek birbirimizi, daha çok saysak. Bir şeye ihtiyacımız olduğunda değil, bir hiç için arasak. Nasılsın desek, daha sık bir araya gelsek. Arkasından konuşmak yerine yüzüne söylesek düşüncelerimizi. Şunu unutmayalım; herkes eşittir ölüm karşısında. Şairin dediği gibi: “Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” Yarın çok geç olabilir…

Sayfalar dolusu yazsam da seni anlatmaya yetmez sevgili “Ergün Plak” abi. Seksenler dizisinde o unutulmaz repliğinle ve alkışlarla uğurluyorum seni.

“Müziğin sesini niye açıyorum biliyor musun? Ruhumdaki çığlıkları bastırsın diye.”

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu