Fener Rum Kilisesi Tartışmaları: Selçuk Erenerol’dan OBTV’ye Açıklamalar

Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü ve Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi Vakfı Başkan Yardımcısı Selçuk Erenerol, OBTV’ye verdiği özel röportajda Ruhban Okulu, ekümeniklik tartışmaları ve Fener Rum Kilisesi’nin konumuna ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Yunan medyasında yer alan iddiaları ne kadar güvenilir buluyorsunuz? Elinizde bu bilgileri doğrulayan veya yalanlayan başka veriler var mı?
AKP hükümeti yetkilileri uzun zamandır Ruhban Okulu’nun açılmasına olumlu baktıklarını verdikleri demeçlerle kamuoyuna sunmuştur. Geçtiğimiz yılda gerçekleştirilen ziyaretlerde de Trump hükümetinin Erdoğan hükümetinden bu okulun açılmasını talep ettiği basına yansımıştır.
Sizce bu programın açılmasıyla klasik bir eğitim faaliyeti yürütülmesinin ötesinde hangi sonuçlar ortaya çıkabilir?
Ruhban Okulu’nun Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun bir şekilde açılmasında esasında bir beis bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı devlet üniversitelerinin bünyesinde kendi cemaatinin ihtiyaçlarını karşılamak adına ruhban yetiştirmesi eşitlik ilkesi gereğince kabul edilmesi gereken bir durumdur. Lakin, 1971 Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında Türk Devleti’nin bu teklifini hiçbir zaman kabul etmeyerek “özel yetkili” bir Ruhban Okulu’nun açılmasında ısrar eden Fener Rum Kilisesi isteklerinin masumane olmadığı aşikardır. Kendi cemaatinden öğrenci neredeyse bulamayan bu hıyanet yuvası, isteklerini uluslar arası boyuta taşıyarak dünyanın dört bir yanına kendi zihniyetlerinde yetiştirecekleri sözde ruhbanları kendi emellerine hizmet etmeleri için şüphesiz ki yollayacaklardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne karşı faaliyetler yürüten bu kurumun 1821 Mora Katliamı’nı, Pontus çetelerini ve Kıbrıs’ta EOKA teröristlerini desteklediğini unutmayınız.
Açıklamanızda “uluslararası imza yetkisi” ifadesini kullanmaktasınız. Bu kavramla tam olarak neyi kastediyorsunuz?
Ruhban Okulu, 1971 yılında Anaya Mahkemesi’nin özel yetkili yüksek okulların kapatılması kararıyla eğitim hayatını askıya almıştır. Türk Devleti, bu karar sonrasında Fener Rum Kilisesi’nin ruhban yetiştirme ihtiyaçlarının YÖK’e bağlı devlet üniversitelerinin ilahiyat fakültelerinde gerçekleştirilebileceğini teklif etmişse de bu teklif Fener Rum Kilisesi tarafından reddedilmiştir. Şimdi açılacak okulun net statüsü belli değilken ve kendi cemaatleri içerisinde öğrenci bulamıyorken bu okulun açılışı sonrasında faaliyet gösterebilmesi ancak ve ancak yurt dışından ithal edilecek öğrencilerle mümkündür. Bu ve benzeri öğrenci değişim programları için de uluslar arası anlaşmaları sağlayacak bir imza yetkisine sahip olmak zorundadırlar ki gerekli akreditasyonlar sağlanabilsin. Dünyanın dört bir yanında “Yeni Roma ve Konstantinopol’ün Ekümenik Patriği” sıfatını kullanan Başpapaz Bartholomeos, muhakkak ki kazanacağı bu imza yetkisiyle aynı ünvanı bu resmi belgelerde kullanacaktır. Unutmayın ki Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen Dış İşleri Bakanlığı’nın bulunduğu, 2024 yılının Haziran ayında İsviçre’de gerçekleştirilen Ukrayna Barış Konferansı’ında Fener Rum Kilisesi orada hukuksuz bir şekilde armasını açmış ve Ekümenik patrik ünvanını kullanmıştır. Hiçbir temsiliyet yetkisi bulunmayan bu kurumun yaptıklarına ise Dış İşleri Bakanlığı sessiz kalmış; devlet içinde devlet yapılanmasını adeta kabul etmişlerdir. Tüzel kişiliği bulunmayan bu kurum, Ruhban Okulu’nun açılmasıyla bu hukuki statüyü hedeflemektedir.
Ekümeniklik Tartışması Üzerine Sizce Fener Rum Kilisesi’nin ekümeniklik iddiasının temel amacı nedir?
Ekümeniklik iddiasının en büyük emeli kendi ekümenesini kurarak Vatikan-vari bir şehir devletçiği kurmaktır. Nedir bu ekümene? Ekümene, kendi toprak parçası üzerinde kendi hukukunu ve güvenliğini sağlayacağı bir nüfusla beraber, dine dayalı sistem oluşturmaktır. Ekümenik patrik ünvanı dayatmayasıyla hiçbir şekilde Ortodoks dünyasının lideri olarak kabul görmeyen ve asla da görmeyecek olan Fener Rum Kilisesi ve başpapazı bunu gayet iyi bilmekte; istekleri Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısını bölerek pastadan bir dilim almaya çalışmaktır. Nasıl ki etnik bölücülerin özerklik talepleri her geçen gün daha ciddi boyutlara geliyorsa, siyasal dincilerin de aynı talebi bulunmakta; bu, sadece daha farklı kollardan yürütülmektedir. Türk ulusu, bu iddiaların bir mezhep tartışması, Hristiyan veya Ortodoks dünyası meselesi zannederken aslında olan Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığının ve ulusal egemenliğin topyekün lağvedilme isteğidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi hukuk sistemi açısından ekümeniklik kavramının yeri nedir?
Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminde ekümeniklik diye bir kavram bulunmamaktadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2007/5603K sayılı ilamında bu kavramın kullanılmasının Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türk Ceza Kanunu maddeleri uyarınca kullanılmasının suç teşkil edildiğine kanaat getirilmiştir.
Patrik Bartholomeos’un ekümeniklik iddiasını hangi uluslararası aktörlerin desteklediğini düşünüyorsunuz?
Fener Rum Kilisesi’nin ekümeniklik iddiaları genç cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ABD tarafından desteklenmiştir. 1949 yılında Lozan’ın ilk ihlal edilmesi yine aynı şekilde ABD eliyle başarılmıştır. Mavri Mira üyelerinden olan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bulunmayan Papaz Athenagoras’ın dönemin ABD Başkanı Truman’ın özel uçağıyla Türkiye’ye gönderilmesi ve Türk yetkililerin aprona indiğinde kendisine vatandaşlık vererek Fener Rum Kilisesi’nin başına geçirilmesi hukuki ve siyasi bir garabetin ilk kurşunudur. Athenagoras’ın bu gayrı hukuki görev teslim alımında ise ABD’nin ekümeniklik ünvanını Ortodoks dünyasına karşı Türkiye üzerinden yürütmek istemesinden ötürüdür. II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan Demir Perde ile bölünen dünyada din hayli önemli bir çatışma ve kontrol aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. ABD ve SSCB arasında süren kutuplaşma içerisinde ise Ortodoks nüfusunun kontrolü bu bağlamda Fener Rum Kilisesi’ne bırakılmaya çalışılmıştır. ABD’nin politikalarının güdümüne giren dönemin Türk hükümetleri ise bu oyunu kabul ederek günümüze kadar devam ettirmiştir. Ardından yükselen AB uyum süreçleri ve hem ABD hem de AB tarafından hazırlanmaya başlayan din özgürlüğü endeksi ve inanç hürriyeti raporları ile bu ekümeniklik baskısı giderek artırılmıştır.
Dünya Ortodoks Kiliseleri arasında Fener Rum Kilisesi’nin konumu gerçekte nedir?
Fener Rum Kilisesi, cumhuriyetin ilanıyla beraber Fatih Kaymakamlığı’na bağlanmış bir azınlık kilisesidir. Lozan uyarınca tanımlanmış azınlık kavramı içerisinde, Fener Rum Kilisesi yalnızca mübadele dışında bırakılmış; İstanbul ve Adalardaki Rum asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dini vecibelerini yerine getirmekle mükelleftir. Yurt içinde ve yurt dışında hiçbir başka cemaatin işlerine karışamaz, ekümeniklik ve benzeri ünvanları kullanamaz, uluslar arası sahnede resmi temsiliyet hakkına sahip olamaz.
Sizce ekümeniklik dini bir kavram olmaktan çıkıp siyasi bir niteliğe mi bürünmüştür?
Fener Rum Kilisesi için ekümeniklik hiçbir zaman dini bir kavram olmamıştır. Ekümeniklik yalnızca ilk 7 konsilde alınan kararlar için geçerlidir. Hristiyanlığın mezheplere bölünmesinden önce “evrensellik” anlamına gelen ekümeniklik, Doğu ve Batı Roma’nın birbirini aforoz etmesiyle son bulmuştur. Sonraki konsillerde adeta “Bizans oyunu” döndüren Konstantinopol Patrikliği (Fener Rum Kilisesi), Doğu Roma İmparatorluğu içerisindeki kiliselerin liderleriğini alarak kendini Ekümenik ilan etmiştir. İstanbul’un Fethi ile bu durum tarihe karışmıştır. Öte yandan Ortodoksluk, Katolikliğin aksine yatay bir yapılanmaya sahiptir. Bir Papa ya da Vatikan ekolü Ortodoksluk mezhebinde görülmez; milli kiliseler vardır. Haliyle 20.y üz yılda dinin bir çatışma aracı olarak kullanılacağını düşünen ABD’nin kurduğu yeni sistem uyarınca bu Ekümenik saik yeniden diriltilmiştir ve günümüzde dahi zikreden “millet sistemleri”ne hizmet etmesi için siyasi bir ünvana dönüştürülmüştür.
Bu girişimin Türkiye’nin egemenlik haklarını nasıl etkileyebileceğini düşünüyorsunuz?
Belirttiğimiz gibi, ekümeniklik iddiası kendi ekümenesine yani bir toprak parçası üzerinde sui-generis (nevi şahsına münhasır) bir yapılanmaya ihtiyaç duymaktadır. Aksi takdirde içi tamamen boş bir iddia ötesine geçemez. Hali hazırda dünyadaki Ortodoks nüfusun büyük çoğunluğu bu ünvanı tanımazken kurulan oyun dünya için değil; Türkiye toprakları üzerindeki emelleri içindir. Özerklik tartışmalarının giderek arttığı, uzun yıllardır konfederatif bir yapı isteği ile “Anadolu Cumhuriyeti” gibi garabet planların döndürüldüğü ve en sonunda da BOP eş başkanlığının ilanı ile döndürülen oyunların gözler önüne serildiği bu iklimde ekümeniklik ancak ve ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığının ve ulusal egemenliğin aleyhine bir girişim olarak görülmelidir.
Bu süreçte devlet kurumlarının nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğine inanıyorsunuz?
Devlet kurumları başta Lozan ve Anayasa olmak üzere normlar hiyerarşisi uyarınca hukukun üstünlüğüne uymak ve korumakla mükelleftirler. Üstünlerin hukukuna evrilmiş olan günümüzde bu kurumların Anayasayı tanımadığı ve gerekliliklerini yerine getirmedikleri aşikardır. Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir azınlık kilisesi olan Fener Rum Kilisesi’ne yasadışı olarak uluslar arası bir statü kazandırmak Lozan’ı yok saymak, Anayasayı çiğnemek ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerini fiili olarak ortadan kaldırmaya teşebbüstür.
Türk Ortodoks Patrikhanesi olarak Ruhban Okulu’nun açılmasına tamamen karşı mısınız, yoksa belirli şartlar altında desteklenebilecek bir model görüyor musunuz?
Fener Rum Kilisesi, yakın tarihimiz boyunca Türk’e karşı yapılmış olan soykırımları ve sayısız katliamı desteklemiş, fonlamış ve uluslar arası arenadan her daim destek görmüş bir hıyanet yuvasıdır. Bu kurum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırlarının içerisinden acilen çıkarılmalıdır.
Kamuoyuna ve karar vericilere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Hiçbir güç, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerinden daha üstüne değildir ve bu güçlerin hiçbiri bu değerleri yok etmeyi başaramayacaktır.
Tarihe not düşmek adına; bugün kamuoyunun gözden kaçırdığını düşündüğünüz en kritik husus nedir?
1821 Mora Katliamı’ndan itibaren Türkler sistematik bir şekilde bulundukları topraklardan yok edilme isteğiyle öldürülmüştür. Bunun son denemesi Kurtuluş Savaşı sürecinde yapılmak istenmiş; Türklerin yurdu olan Anadolu’da tek bir Türk bırakılmamak üzere tarih sahnesinden silinmemiz amaçlanmıştır. Kaybettikleri bu savaş dünyaya ders olmamış gibi bu sefer de Kıbrıs Adası’nda Türkler sistematik katliamlara ve işkencelere tabii tutulmuş; 1974 yılında şanlı TSK ve TMT mensupları uyarınca soykırımdan kurtarılmışlardır. Bugün hala Türk Devleti’ni Kıbrıs’ta işgalci olarak adleden Fener Rum Kilisesi, bu kurumun yetkilileri ve bu kuruma destek veren uluslar arası aktörler hiçbir şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nin lehine sonuçlanacak adımlar atmamaktadır. Türk ulusu bu durumun ciddiyetini kavrayarak, atalarının döktüğü kana ihanet etmemelidir.
Kaüynak: https://obtv.com.tr/



