BU DÜNYADAN BİR SANAT GÜNEŞİ GEÇTİ / Aysel Yenidoğanay

Bir zamanlar Adana’da eski baraj civarında Çağlayan Gazinosu vardı. Dönemin ünlü sanatçıları hep bu gazinoda sahne alırdı.
Yetmişli yılların başı. Çocuktum daha. On bir-on iki yaşlarındayım.
Abimler, ablamlar babamın duymayacağı şekilde fısıldaşıyorlar. “Çağlayan’a Zeki Müren gelmiş, gidelim mi?”
Dikkat kesiliyorum!

Zeki Müren! O dönemin Ses, Hayat mecmualarında (o zamanlar mecmua deniyordu, abim her sayısını getiriyordu) ışıltılı kıyafetlerle gördüğüm, sesini radyodan, plaklardan dinlediğim şarkıcı geliyordu ha!
“Ben de sizinle geleceğim” diye bağırmışım. Abim ağzımı kapattı birden: “Sus! Babam duyacak şimdi!”
Tabi ki götürmediler beni. Çocuğum ya, almazlarmış. Babama söylemezsem para verirlermiş. Para istemedim. Zeki Müren’i görmeme uğruna bir kırmızı ayakkabıya fit oldum.
Yıllaaaaar yıllar geçti ve ben hiçbir zaman Zeki Müren’i sahnede canlı olarak izlemedim. O meşhur replik gibi; “Zeki Müren de bizi görecek mi?” hayaliyle yaşadım.
Zeki Müren beni görmedi ama ben onun şarkılarıyla büyüdüm. On sekiz yaşıma gelene kadar şarkılarını çoğunu ezbere biliyordum. (Bu arada Türk halk müziği, özgün müzik ve klasik müzikte girdi yaşamıma.)

Zeki Müren’in deyimiyle:
“Şarkılarla ağladık, şarkılarla güldük
Şarkılarda ayrıldık, şarkılarda üzüldük
Şarkılarda hayat, şarkılarda ölüm, olursa olsun
Ah, bu şarkıların gözü kör olsun
Öyle dudak büküp hor gözle bakma
Bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum, ben seni çoktan
Ah, bu şarkıların gözü kör olsun”
Bu dünyadan bir “sanat güneşi” geçti.
Şarkılarıyla güldük, şarkılarıyla ağladık.
Bugün onun ölüm yıldönümü.
Onun adı Mesut, göbek adı Bahtiyar. Kim hakkında ne söylerse söylesin, biz onu hep öyle bildik. Kadın mı erkek mi diye sorgulandı yıllarca. Acımasızca yargılandı cinsiyeti üzerinden. O en kibar şekilde yanıtlamıştı bu soruları: “Kadın ve erkek ruhunu bir arada taşımak sapıklık değil, ruh zenginliğidir.”

Evet o zengin bir ruha sahipti. Şarkı söylemiyor şarkıların hikayesini yaşıyordu adeta.
Ruhu zengindi ve bu vatana aşıktı. Bu nedenle tüm mal varlığının yarısını TSK MEHMETÇİK VAKFI’na, diğer yarısını ise TEV (TÜRK EĞİTİM VAKFI)’na bağışladı.
”Ben bu halkın alkışlarıyla var oldum, bu devletin ekmeğiyle büyüdüm. Şimdi sırası geldiğinde; her kuruşum şanlı Türk ordusuna, her tınım aydınlık Türk gençlerine helal olsun. Mehmetçik’in vakur duruşu, gencin okuyan gözü benim en büyük mirasımdır.” Diyecek kadar yüce gönüllüdür.
Zeki Müren’i canlı göremedim ama Bodrum’da on altı yılını geçirdiği ve müze haline dönüştürülen evi ziyaret ettim.
Deniz manzaralı, sanatçı ruhuna uygun bir şekilde döşenmiş bir ev.
Kişisel eşyaları, çalışma odası, ödülleri, enstrümanları, plakları, parıltılı kıyafetleriyle her an çıkıp gelecekmiş hissi uyandırıyor insanda. Ve bahçede kırmızı klasik arabası…
“Şarkılara duygu seren çilelere göğüs geren
Dertli gönüllere giren işte benim Zeki Müren
…
Sevgilerden nakışlarla, mutlu mutsuz bakışlarla
Kalpten kalbe akışlarla, alkışlarla yaşıyorum”
Şarkılarla hep anacağız seni sevgili Zeki Müren. O efsane repliğini de asla unutmayacağız: Durdurun uçağı, inecek var!
Ruhun şad olsun…



