DNA… / Dr.Bilgehan Bilge

Dikkat ettiyseniz özellikle son iki yıldır yoğunluğu giderek artan DNA haritaları yayınlanmaya başladı.
X kromozomu, Y kromozomu, Mitokondriyal RNA’nın daha da ötesinde bilgiler internet üzerinden, AI desteği ile tüm sosyal medyada görünür hale geldi.
Çok kısa süre önce tıp öğrencileri için bile “sıkıcı, gereksiz” olarak kabul gören bu bilgiler adeta “moda” olmak üzere.
Soy ağacı çıkarmak bir on yıl öncesinin akımıydı. İnternete girip yedi sülalenizi öğrenebiliyordunuz.
Şimdi iş daha derin ayrıntılara ilerledi. DNA haritanız üzerinden bir kimlik oluşturabiliyorsunuz.
Elbette bu akım da gelip geçecek. Belki bir on yıl sonra başka başka meraklarımız olacak.
Y-DNA analizleri erkeklere mahsus kabul ediliyor.
“Sadece erkekler baba soyunu bu DNA dizilimi üzerinden öğrenebilir. Binlerce yıllık ataları ile ilgili bilgi edinebilir.” Deniliyor.
Kabaca doğru bir bilimsel veri. Çünkü Y kromozomu genetik bir varyasyon yoksa sadece erkeklerde mevcut.
Dolayısı ile bir erkek babasının kim olduğunu, babasının babasını, onun da babasını hülasa baba soyundan gelen tüm erkeklerin kökünü kökenini bu yol ile öğrenebilir.
Y-DNA analizi böyle bir şey.
Binlerce, on binlerce yıllık baba soyunu öğrenebilmek gibi bir faydası var. Bu babaç soy ağacına da Haplogurup adını verdiler.
Y’nin yanında anadan gelen X yokmuş gibi yorumlar yapılıyor. Bir lise öğrencisinin bile bildiği “Crossing-over” yok farz ediliyor. Ve deniliyor ki “O alış-veriş Y – DNA’yı kapsamaz.”
Bu nedenle aptal veya cahil gözükmemek adına daha fazla yorum yapmayacağım.
Oğlan dayıya, kız hala’ya çeker gibi binlerce yıllık gözlem sonucu tecrübeleri artık “zır cahillik” olarak değerlendirebilecekleri için o konuda da daha fazla bir şet diyemeyeceğim.
Benim merak ettiğim iki şey var.
Birincisi.
Kardeşim Y-DNA üzerinden insanların baba soyundan etnik kimlik belirliyorsunuz. Ülke, ülke haritalar yayınlıyorsunuz.. Size bu trilyon kere trilyon veri ne zaman ve nasıl ulaştı?
Öyle değil mi? En basitinden Türkiye’de adı Ayşe olan bir milyon insan var diyebilmek için bir veri kaynağı olmalı. Nüfus işleri müdürlüğü gibi. Çünkü oraya nüfus cüzdanı almak için müracaat eden insanların adı veri olarak girer.
Siz bu DNA verilerine nasıl ulaştınız? Ulaşmakla kalmayıp kim nereden gelmiş haritalarını nasıl çıkarttınız?
Sırf böyle bir bilgi için tek tek insanlardan DNA örneği almanız gerekiyor öyle değil mi?
Mesela içinizde kaç kişi bir sağlık kurumuna “Hele benim bir DNA örneğimi alın” diye müracaat etti?
Hiç biriniz etmedi.
Peki bu örnekler nasıl alındı ve elde edildi?
Ve nasıl çok kısa bir süre içerisinde “haritalandı?”
Profesyonel sağlık çalışanları zaten bilir, pek çoğunuz da izlediğiniz dizi ve filimlerden öğrenmişsinizdir. Bir insanın gen haritasını çıkarmak için o insana ait tek bir hücre yeterlidir.
Ben istemeden, benim rızam olmadan benim hücremi alamazlar arkadaş! Demeyin. Çünkü aldılar.
Pandemi döneminde ağzınıza, burnunuza soktukları o PCR çubukları vardı ya!.. Adınıza kayıtlı, barkodlu, adresiniz dahil tüm verilerinizin dijital ortama veri olarak girildiği o işlem.
İşte o işlem veri kaynağıydı. Değerlendirildi.
Hatırlarsınız eski yıllarda bir “Oktar Babuna” hadisesi vardı. Oktar Babuna kan kanseri dediler.
Ve acilen ona uygun genlere sahip vericiye ihtiyaç var dediler. Meydanlara verici tahlil minibüsleri koydular. Tüm ülke seferber oldu Oktar’ı kurtarmak için. On binlerce insan Oktar için kan örneği verdi.
Hatırladınız değil mi?
Oktar Babuna için, kan örneği vermek için Abdi İpekçi Spor Salonuna çoğu sanatçı, siyasetçi, toplum kanaat önderi sekiz bin kişi katıldı. Tüm televizyonlar olayı naklen yayınladı.
Toplanan kan örnekleri özel laboratuvarlarda saklandı. Sağlık Bakanlığı müdehale etti. Verilerin devlete verilmesini istedi. Türm veriler yok edildi. Devlete verilmedi.
Kampanya boyunca 120.000 kan örneği toplandığı söylenir. Kimi kaynaklar bu rakamın bir milyon kadar olduğunu iddia eder. Bu verilerin yurt dışına taşındığı kesindir. Ancak hangi ülkeye transver edildiği hala bilinmez. Yıl yanılmıyorsam 1999’du. 27 yıl önce.
Dediğim gibi artık DNA analiziniz için kan vermenize gerek yok. Ağzınıza veya burnunuza sokulan bir çubuk ile bütün şecereniz tespit edilebiliyor.
İyi de “benim DNA haritamı çıkartmak kimin ne işine yarar. Paranoyak olmanın alemi yok!” demeyin.
Çok işe yarar.
Mesela İsrail 1970’li yıllardan beri bu işin meraklısı.
Biyolojik silah üretme peşindeler.
Bu öyle bir silah olacak ki İbrahimoğulları dışında yani o gen’e sahip olanlar dışında herkesi öldürecek. Bu tıbben ve bilimsel olarak gerçek temellere dayanan bir bilgi. Yani biyolojik silahlar seçicidir. Nokta atış.
İşte bunu geliştirmeye çalıştılar.
Ancak gördüler ki Bölgede yaşayan nüfus ile (Araplar) İsrail vatandaşlarının büyük bir kısmının genleri çok benzer.
O yüzden aşırı spesifik bir biyolojik silah üretmeleri gereğini anladılar. 1970’li yılların “genetik bilimi” henüz emekleme safhasındaydı. Henüz insan DNA şifresi bile keşfedilmemişti.Kaba ölçümlerle hareket ediliyordu.
Gen haritası falan çıkartmak çok maliyetli işlerdi.
Oktar Babuna vakası için bile milyonlarca dolar harcanmıştı.
İnsan DNA’sı resmi olarak ancak Nisan 2003 yılında deşifre edildi.
İnsan Genom Projesi aslında 1990 ve öncesi başlamıştı. Yaklaşık 20 yıl sürdü. Ve hala proje ufak ayrıntılar üzerinden devam ediyor.
Bir insanın DNA şifresini çözmek inanılmaz bir bilimsel başarı. Her birimizde bu şifre mevcut.
Peki birimizi diğerimizden ayıran ne?
DNA sabitse neden birbirimizden farklıyız?
Çünkü DNA sabit değil. Bin sayfalık bir roman düşünün. Bu romanın içindeki bir cümle, hatta bir kelime ve hatta bir harf değiştirilirse roman değişir mi? Değişmez. Ama insan için o binlerce sayfalık romanda bir harfin değişmesi herşeyi değiştirir.
2003 yılında insan DNA’sı deşifre edildi.
2019-2024 yılları arasında pandemi adı altında PCR tarama testleri ile milyarlarca insanın genlerine göre haritalanabileceği veriler elde edildi mi? Edildi.
Y-DNA üzerinden soylar, soplar haritalandı mı? Haritalandı.
Şimdi siz bir sapık olsanız, bir cani olsanız ve bir ırkı yok etmek isteseniz her ejekülasyonda milyonlarca tohum saçan erkeği mi ortadan kaldırırsınız, ayda bir yumurtlayan ve ancak dokuz ay sonra ikileşebilecek kadını mı?
Mesela bin kişilik bir kavim var. Bir erkek ve 999 kadın. Ve siz bu kavmi ortadan kaldırmayı kafanıza taktınız. 999 kadını mı yok edersiniz yoksa o tek erkeği mi?
Y-DNA bu konuda daha çok yazacağıma eminim.
İlk sorumun cevabını ben verdim. Bu kadar genetik veriyi bu kadar kısa sürede nasıl elde edebildiler? Diye sordum ve nasıl elde edebildiklerini açıklayıverdim.
Şimdi gelelim ikinci soruya.
Çok milliyetçi arkadaşlarımız var içimizde.
Türk milliyetçileri var, Kürt milliyetçileri var, Çerkes milliyetçileri var, Garip bir şekilde Girit milliyetçileri bile var. Yerel milliyetçiler var. Hemşehri milliyetçileri.
Sorun milliyetçi olmak değil. Mensubu olduğunu zannettiğin milletin diğerlerinden üstün olduğuna inanmak.
Yoksa hepimiz mensubu olduğuna inandığımız milletin kültürünü yaşayarak, yaşatarak dünya tablosunda parlak renkler oluşturmalıyız.
Ben elbette Kemalist doktirinin öğretisi milliyetçilik anlayışına sahip olduğum için. Yani anayasamızda tarif edildiği gibi bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı tüm insanlar benim için değerli olduğu için “neyim, ne değilim” gibi bir merakım yok.
Çok üst düzeyde antropoloji bilgi ve birikimim var.
Yani bir insanın dış görünüşünden, elinden, ayağından üç aşağı, beş yukarı şeceresini tayin edebilme eğitimim ve yeteneğim var.
Yani Y-DNA işi beni biraz geri plana itti. Becerilerime rakip oldu.
Bu çerçevede,
Şu çok milliyetçi arkadaşların bir Y-DNA analizi yaptırmalarını tavsiye ediyorum.
Mesela öncelikle Türk ve Kürt milliyetçisi parti başkanları,
milletvekilleri,
gençlik dernek başkanları falan.
Hele bir Y-DNA testinden geçsinler. Çok atıp, savuruyorlar ya, üfürüp duruyorlar ya.
Çıkacak sonuçlara ben şaşırmayacağım ama çok güleceğimden eminim.
Cesaret edip yapabilirlerse sizler çok şaşıracaksınız ona da eminim.
Dr.Bilgehan Bilge Ağustos 2026



