Basından Seçmeler

Gölge İktidar: Türkiye’yi Yöneten Dış Bağlantılı Tarikat Ağı ve Cumhuriyet Karşıtı Yapılanma

Devlet İçinde Devlet Oluşumunun Anatomisi

Sefa Yürükel

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş felsefesi itibarıyla laik, demokratik ve ulusal egemenliğe dayalı bir hukuk devleti olarak tanımlanmıştır. Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri, devletin temel niteliklerini laiklik, cumhuriyetçilik ve üniter yapı üzerinden güvence altına almıştır. Ancak son yirmi yılı aşkın süredir iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kökleri, Nakşibendi tarikatının Halidiye koluna dayanmaktadır ve bu durum, Türkiye’nin devlet yapısının dış bağlantılı tarikat ağları tarafından sistematik biçimde kuşatılmasına zemin hazırlamıştır. Cumhuriyetin kurucu iradesi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün laik ve bağımsız devlet anlayışı, bugün ABD, İsrail ve İngiltere’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda hareket eden bir tarikatlar koalisyonu eliyle tasfiye edilmeye çalışılmaktadır.

Bu makale, Türkiye’de faaliyet gösteren tarikat ve cemaatlerin yapısal özelliklerini, dış bağlantılarını ve Cumhuriyet karşıtı konumlanışlarını bütüncül bir çerçevede ele almaktadır. Nakşibendi, Nurcu, Kadiri, Halveti, Rufai, Melami, Sühreverdiyye, Çeştiyye, Şazeliye ve Mevlevi yapılanmaları ile bunların alt grupları, Türkiye’nin iç istikrarını tehdit eden, laiklik karşıtı, Alevi ve Şii düşmanlığını yayan, bölücü ve gerici bir örgütlenme ağı olarak değerlendirilmelidir. Bu yapılanmaların büyük bölümü, tarihsel olarak İngiliz istihbaratının Osmanlı coğrafyasındaki etki ajanları tarafından desteklenmiş, Soğuk Savaş döneminde Amerikan istihbaratının anti komünist mücadele araçları olarak kullanılmış ve günümüzde İsrail’in bölgesel güvenlik mimarisinin tamamlayıcı unsurları haline getirilmiştir.

Nakşibendi Tarikatı: İktidarın Omurgası ve Halidiye Kolunun Yükselişi

Nakşibendi tarikatı, Türkiye’deki dini cemaat yapılanmasının en geniş ve en etkili ağını oluşturmaktadır. Tarikatın Halidiye kolu, on dokuzuncu yüzyılda Mevlana Halid el Bağdadi tarafından kurulmuş ve Osmanlı coğrafyasında İngiliz istihbaratının dikkatini çeken ilk yapılanmalardan biri olmuştur. Günümüzde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucu kadrolarının önemli bölümü, bu kolun uzantısı olan İskenderpaşa cemaati ve onun lider kadrosunun yetiştirdiği isimlerden oluşmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi formasyonu, Nakşibendi geleneğin İskenderpaşa cemaati içinde şekillenmiş ve bu yapı, iktidar süresince devletin kritik kurumlarına sistematik biçimde yerleşmiştir.

Menzilciler, Nakşibendi tarikatının Türkiye’deki en geniş tabanlı kollarından biridir. Adıyaman’ın Menzil köyünde konumlanan bu yapı, özellikle bürokrasi, yargı ve emniyet teşkilatı içinde örgütlenmiştir. Menzil cemaatinin devlet içindeki kadrolaşması, liyakat ilkesini ortadan kaldırmış ve kamu hizmetlerinin tarikat aidiyeti üzerinden dağıtılmasına yol açmıştır. Cemaatin dış bağlantıları, Suudi Arabistan merkezli finans ağları üzerinden yürütülmekte ve bu kaynaklar, Türkiye’deki siyasi nüfuzun satın alınmasında kullanılmaktadır.

İsmailağa cemaati, Nakşibendi tarikatının en muhafazakar ve laiklik karşıtı söylemi en keskin biçimde benimseyen koludur. İstanbul Fatih’te konumlanan bu yapı, Cumhuriyet devrimlerine açıkça karşı çıkmakta, kadınların toplumsal yaşamdaki kazanımlarını hedef almakta ve şeriat düzenine dönüş talebini dillendirmektedir. Cemaatin lider kadrosu, Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelik nefret söylemini sistematik biçimde üretmekte ve bu söylem, cemaat medyası aracılığıyla geniş kitlelere yayılmaktadır.

Süleymancılar, Nakşibendi gelenek içinde ayrı bir konum işgal etmektedir. Süleyman Hilmi Tunahan’ın kurduğu bu yapı, özellikle Kur’an kursları ve yurt ağı üzerinden örgütlenmiştir. Cemaatin Avrupa’daki uzantıları, Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Batı ülkelerinde geniş bir mali ağ oluşturmuştur. Bu ağ üzerinden elde edilen gelirler, Türkiye’deki siyasi nüfuzun tahkim edilmesinde kullanılmaktadır. Süleymancıların dış bağlantıları, Almanya merkezli vakıflar üzerinden yürütülmekte ve bu yapı, Avrupa istihbarat servisleriyle tarihsel ilişkilere sahiptir.

Hazneviler, Nakşibendi tarikatının Güneydoğu Anadolu bölgesindeki en etkili koludur. Suriye’nin Kamışlı bölgesinden Türkiye’ye göç eden Şeyh Ahmed Haznevi’nin kurduğu bu yapı, bölgedeki aşiret ilişkileri üzerinden geniş bir nüfuz ağı oluşturmuştur. Cemaatin sınır ötesi bağlantıları, Suriye’deki iç savaş sürecinde Türkiye’nin dış politikasını etkileyecek düzeye ulaşmıştır. Haznevilerin bölgedeki etkinliği, Türkiye’nin Suriye politikasının tarikat çıkarları doğrultusunda şekillenmesine katkıda bulunmuştur.

Yahyalı cemaati, Erenköy cemaati ve diğer Nakşibendi kolları da benzer biçimde devlet içinde örgütlenmiş, kamu kaynaklarının tarikat aidiyeti üzerinden dağıtılmasında rol oynamış ve Cumhuriyet karşıtı ideolojinin toplumsal tabanda yayılmasına hizmet etmiştir. Arvasiler, Nakşibendi geleneğin Kuzey Irak bağlantılı koludur ve bu yapı, Barzani ailesiyle tarihsel ilişkilere sahiptir. Akfırat cemaati ise İstanbul’un yeni kentsel alanlarında örgütlenmiş ve tarikatın finansal gücünü gayrimenkul yatırımları üzerinden artırmıştır. Bilvanis grubu, Şeyh Muhammed Nayır Erzincani’nin takipçilerinden oluşmakta ve Doğu Anadolu bölgesinde etkinlik göstermektedir.

Nurcular: Fetö’den Medya İmparatorluğuna Uzanan Yapılanma

Nurcular, Said Nursi’nin öğretileri etrafında şekillenen ve Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde belirleyici rol oynayan bir cemaatler ağıdır. Bu ağın en bilinen ve en tartışmalı kolu, Fethullah Gülen’in liderliğini yaptığı ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından Fetullahçı Terör Örgütü olarak tanımlanan yapılanmadır. Gülen cemaati, on yıllar boyunca Amerikan istihbaratının Türkiye’deki en önemli nüfuz araçlarından biri olarak faaliyet göstermiştir. Cemaatin eğitim kurumları, dünya genelinde yüz yetmişten fazla ülkede faaliyet yürütmüş ve bu okullar, Amerikan yumuşak gücünün yayılmasında araç olarak kullanılmıştır.

Gülen cemaatinin Türkiye’deki devlet yapılanması, yargı, emniyet, ordu ve istihbarat birimlerinde sistematik kadrolaşma üzerine kurulmuştur. Bu kadrolaşma, 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbe girişimiyle zirveye ulaşmıştır. Darbe girişiminin ardından cemaatin devlet içindeki yapılanması büyük ölçüde tasfiye edilmiş olsa da uluslararası bağlantıları ve finansal ağları büyük ölçüde ayakta kalmıştır. Gülen’in Pensilvanya’daki yerleşkesi, Amerikan istihbarat topluluğunun koruması altında faaliyetlerini sürdürmektedir.

İlim Yayma Cemiyeti, Nurcu gelenek içinde ayrı bir konum işgal etmektedir. Bu yapı, özellikle iş dünyasında örgütlenmiş ve Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği üzerinden siyasi nüfuzunu artırmıştır. Cemiyetin sınıflandırılması konusunda farklı yaklaşımlar bulunmakla birlikte, Nurcu gelenek içinde değerlendirilmesini destekleyen gerekçeler kuruluş süreci, lider kadrosunun aidiyetleri ve tarihsel bağlantıları üzerinden açıklanabilir.

İlim Yayma Cemiyeti, 1951 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Kurucu kadrosunda yer alan isimlerin önemli bölümü, Said Nursi’nin öğretileri etrafında şekillenen Risale i Nur geleneğine yakınlıklarıyla bilinmektedir. Cemiyetin kuruluş amacı, imam hatip okullarının açılmasına destek sağlamak ve dini eğitimin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak olarak tanımlanmıştır. Bu hedef, Nurcu hareketin eğitim alanındaki öncelikleriyle doğrudan örtüşmektedir. Kurucu kadrodan bazı isimler doğrudan Said Nursi ile görüşmüş, onun onayını almış ve Risale i Nur derslerine katılmış kişilerdir. Mehmet Eminoğlu ve Nurettin Topçu gibi isimler farklı entelektüel geleneklerden gelmekle birlikte, cemiyetin fiili yönetiminde bulunan isimlerin çoğunluğu Nurcu çevrelerle yakın ilişki içinde olmuştur. Ayrıca cemiyetin yurt ağı ve eğitim kurumları, Nurcu geleneğin örgütlenme modeline benzeyen bir yapı sergilemiştir.

İlim Yayma Cemiyeti’nin Nakşibendi gelenekle ilişkisi ise daha çok siyasi iktidar dönemlerinde kurulan pratik ittifaklar üzerinden şekillenmiştir. Cemiyet, zaman içinde farklı tarikat ve cemaat çevreleriyle iş birliği yapmış, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Nakşibendi kökenli kadrolarla yakın çalışmıştır. Ancak bu durum, cemiyetin köken olarak Nakşibendi olduğu anlamına gelmemektedir. Nakşibendi gelenek, daha çok İskenderpaşa cemaati, Menzil cemaati ve İsmailağa cemaati gibi yapılar üzerinden temsil edilmektedir.

Cemiyetin kurumsal kimliği incelendiğinde, kendisini doğrudan bir tarikat yapılanması olarak tanımlamadığı, daha çok eğitim ve hayır faaliyetleri yürüten bir sivil toplum kuruluşu görünümü sunduğu anlaşılmaktadır. Ancak fiili kadrolaşma pratikleri ve ideolojik yönelimi dikkate alındığında, Nurcu gelenek içinde değerlendirilmesi mümkün olan bir yapıdır. Özellikle Risale i Nur okumalarının cemiyet bünyesinde yaygın biçimde yapılması, Said Nursi’nin eserlerinin cemiyetin eğitim müfredatında yer alması ve cemiyet yöneticilerinin büyük bölümünün Nurcu çevrelerden gelmesi, bu sınıflandırmayı destekleyen unsurlardır.

Bununla birlikte, bazı araştırmacılar İlim Yayma Cemiyeti’ni bağımsız bir dini cemaat olarak değerlendirmekte ve ne tam anlamıyla Nurcu ne de tam anlamıyla Nakşibendi olarak sınıflandırılamayacağını ileri sürmektedir. Bu görüşe göre cemiyet, farklı dini geleneklerden beslenen, eklektik bir yapıya sahiptir.

İlim Yayma Cemiyeti’nin günümüzdeki konumu, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde devlet kaynaklarına erişim açısından önemli avantajlar elde etmiş bir yapı olarak öne çıkmaktadır. Cemiyet bağlantılı vakıf üniversiteleri, yurt ağları ve eğitim kurumları, kamu kaynaklarından önemli ölçüde destek almaktadır. Bu durum, cemiyetin Nurcu kimliğinden bağımsız olarak, iktidarın geniş dini cemaat koalisyonu içinde kendine yer edinmesini sağlamıştır. Cemiyetin lider kadrosu, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yakınlığıyla bilinmekte ve devlet ihalelerinin dağıtımında etkili olmaktadır.

Dolayısıyla , İlim Yayma Cemiyeti’nin Nurcu gelenek içinde sınıflandırılması, kurucu kadrosunun Said Nursi’nin öğretileriyle olan bağlantısına, cemiyetin eğitim faaliyetlerinde Risale i Nur geleneğinin etkisine ve tarihsel olarak Nurcu çevrelerle kurduğu yakın ilişkilere dayanmaktadır. Nakşibendi gelenekle olan ilişkisi ise daha çok dönemsel siyasi ittifaklar ve pratik iş birlikleri düzeyinde kalmıştır.

Kırkıncı Hocacılar ise Mehmet Kırkıncı’nın öğretileri etrafında şekillenmiş ve özellikle Erzurum bölgesinde örgütlenmiştir. Bu yapı, Fetö’nün tasfiyesi sonrasında devlet içindeki boşluğu doldurmaya aday gruplar arasında yer almıştır.

Işıkçılar, Yeni Asyacılar ve Yeni Nesilciler, Nurcu geleneğin farklı yorumlarını temsil etmektedir. Işıkçılar, özellikle eğitim alanında faaliyet göstermiş ve yurt ağı üzerinden genç nüfusu örgütlemiştir. Yeni Asyacılar, Said Nursi’nin yazılı eserlerinin basımı ve dağıtımı üzerine odaklanmıştır. Yeni Nesilciler ise modern iletişim araçlarını kullanarak Nurcu ideolojiyi yeni kuşaklara aktarmayı hedeflemiştir. Aczimendiler, Müslüm Gündüz liderliğinde kurulmuş ve kamuoyunda şeriat talebiyle gerçekleştirdiği eylemlerle tanınmıştır. Bu yapı, Cumhuriyet düzenine açıkça meydan okuyan söylemleriyle dikkat çekmiştir.

Meşveretçiler, Medzehra grubu, Zehra Vakfı, Kurtoğlu grubu, Sungurcular, Yazıcılar, Medrese Alimleri Vakfı, Alvarlı Efe cemaati, Hayrat cemaati ve Norşin Dergahı, Nurcu geleneğin diğer kollarını oluşturmaktadır. Bu yapıların ortak özelliği, Said Nursi’nin öğretilerini farklı yorumlamalarına rağmen Cumhuriyet düzenine ve laiklik ilkesine karşı ortak bir muhalefet sergilemeleridir. Norşin Dergahı, Bitlis bölgesinde konumlanmış ve Nakşibendi gelenekle Nurcu geleneğin kesişim noktasında faaliyet göstermiştir.

Kadiri Tarikatı: Aşiret Bağlantıları ve Bölgesel Nüfuz Ağları

Kadiri tarikatı, Abdülkadir Geylani’nin öğretileri etrafında şekillenmiş ve Türkiye’nin özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde geniş bir takipçi kitlesine ulaşmıştır. Galibiler, Kadiri geleneğin en etkili kollarından biridir ve İstanbul’da konumlanmıştır. Bu yapı, özellikle Kürt kökenli nüfus arasında örgütlenmiş ve bölgesel siyaset üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Galibilerin aşiret ilişkileri üzerinden kurduğu nüfuz ağı, devletin bölgedeki otoritesini zayıflatıcı bir işlev görmektedir.

İcmalciler, Tillocular, Muhammediye ve Halisiye, Kadiri tarikatının farklı kollarıdır. Bu yapılar, özellikle medrese eğitimi üzerinden örgütlenmiş ve bölgesel dini otorite iddiasını sürdürmüştür. Üveysler, Şeyh Osman cemaati, Zenbililer, Hüseyniler, Farukiler, Bilal i Nadir, Kesnizani ve Şettariye, Kadiri geleneğin diğer uzantılarıdır. Bu grupların ortak özelliği, merkezi devlet otoritesine karşı alternatif bir toplumsal düzen inşa etme çabasıdır. Alevi ve Şii nüfusa yönelik düşmanlık söylemi, bu yapıların ortak paydasını oluşturmaktadır.

Halveti Tarikatı: İstanbul’dan Anadolu’ya Uzanan Gerici Ağ

Halveti tarikatı, Türkiye’deki en köklü dini yapılanmalardan biridir. Cerrahiler, Halveti geleneğin en bilinen koludur ve İstanbul Karagümrük’te konumlanmıştır. Bu yapı, özellikle kültür sanat alanında faaliyet göstermiş ve Osmanlı dönemi musikisinin yaşatılması iddiasıyla Cumhuriyet düzenine karşı alternatif bir kültürel hegemonya inşa etmeye çalışmıştır. Uşşakiler, Şabaniye, Mısriyye, Ticaniler, Ruşeniye, İpek Yolu grubu, Sünbüliye, Nasuhiyye ve İbrahimiye, Halveti geleneğin diğer kollarını oluşturmaktadır.

Ticaniler, Halveti gelenek içinde en radikal ve şiddet yanlısı yapılanma olarak öne çıkmıştır. Bu grup, 1950’li yıllarda Atatürk heykellerine yönelik saldırılarıyla kamuoyunda tanınmış ve Cumhuriyet düzenine açıkça meydan okumuştur. Ticanilerin bu eylemleri, dönemin siyasi ikliminde laiklik karşıtı hareketlerin cesaretlenmesine yol açmıştır. Günümüzde Ticani geleneğin uzantıları, farklı isimler altında faaliyet göstermeye devam etmektedir.

Rufai, Melami ve Diğer Tarikat Ağları

Rufai tarikatı, Ahmed er Rufai’nin öğretileri etrafında şekillenmiş ve Türkiye’de Kubbealtı cemaati, Çorum dergahı, Mehmet Efendi cemaati, Maafiriler, Antakiler, Marufiler, Ayderussiyye, Sayyadiye, Zeyniyye, Sebsebiyye ve Kantaniye gibi çok sayıda kola ayrılmıştır. Bu yapılar, özellikle tasavvufi ritüeller üzerinden örgütlenmiş ve toplumsal tabanda geniş bir takipçi kitlesine ulaşmıştır. Rufai geleneğin uzantıları, Alevi düşmanlığı söyleminin yayılmasında aktif rol oynamıştır.

Melami tarikatı, Maşukiler, Aksarayiler, Edirneviler, Yakubi, Kabayiler ve Kemaliler gibi kollara ayrılmıştır. Bu yapı, Melamiliğin özgün öğretileri etrafında şekillenmiş ve diğer tarikatlardan farklı bir manevi otorite iddiası taşımıştır. Sühreverdiyye tarikatı Zeyniyye kolu üzerinden, Çeştiyye tarikatı Sabiriye ve Nizamiyye kolları üzerinden, Şazeliye tarikatı ise Simaviler, Çizmeciler, Aleviyye ve Derkaviyye kolları üzerinden Türkiye’de faaliyet göstermektedir. Mevlevi tarikatı ise kültürel mirasın korunması iddiasıyla laik Cumhuriyet düzenine alternatif bir manevi otorite inşa etmeye çalışmaktadır.

Adnan Hocacılar, Mustazaflar ve Furkancılar gibi yapılanmalar da bu tablonun dışında değildir. Bu gruplar, özellikle radikal söylemleri ve şiddet yanlısı tutumlarıyla dikkat çekmiş ve Cumhuriyet düzenine karşı açık bir tehdit oluşturmuştur.

Dış Bağlantıların Tarihsel Arka Planı

Türkiye’deki tarikat ağlarının dış bağlantıları, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecine kadar uzanmaktadır. İngiliz istihbaratı, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı coğrafyasındaki dini yapılanmaları nüfuz araçları olarak kullanmaya başlamıştır. Nakşibendi tarikatının Halidiye kolu, bu dönemde İngiliz ajanların dikkatini çeken ilk yapılanmalardan biridir. İngilizlerin pan İslamist hareketleri destekleme stratejisi, Osmanlı’nın iç bütünlüğünü zayıflatmayı ve bölgesel nüfuzu ele geçirmeyi hedeflemiştir.

Soğuk Savaş döneminde Amerikan istihbaratı, anti komünist mücadele çerçevesinde Türkiye’deki dini cemaatleri desteklemeye başlamıştır. Nurcu hareket, bu dönemde Amerikan yardımından doğrudan yararlanmış ve Fetullah Gülen’in yükselişi, bu desteğin en somut sonucu olmuştur. Gülen cemaatinin eğitim kurumları, Orta Asya’dan Afrika’ya uzanan coğrafyada Amerikan çıkarlarına hizmet eden bir ağ oluşturmuştur. Cemaatin Pensilvanya’daki yerleşkesi, Amerikan istihbarat topluluğunun koruması altında faaliyetlerini sürdürmektedir.

İsrail’in bölgesel güvenlik mimarisi açısından Türkiye’deki tarikat ağları, Alevi ve Şii düşmanlığının yayılması, İran’ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılması ve “Kürt” meselesinin yönetilmesi gibi işlevler üstlenmiştir. Tarikatların Sünni mezhepçilik anlayışı, İsrail’in bölgedeki güvenlik stratejisinin tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir. Bu yapılanmaların İran karşıtı söylemleri, İsrail’in bölgesel çıkarlarıyla örtüşmekte ve Şii jeopolitiğine karşı bir tampon bölge oluşturulmasına hizmet etmektedir.

Cumhuriyet Düzenine Karşı Sistematik Saldırı

Tarikat ağlarının Cumhuriyet düzenine karşı yürüttüğü mücadele, çok boyutlu bir stratejiye dayanmaktadır. Eğitim alanında, tarikat yurtları ve vakıf okulları üzerinden alternatif bir eğitim sistemi inşa edilmiştir. Bu kurumlar, laik eğitim ilkelerini reddeden ve dini dogmaları merkeze alan bir müfredat uygulamaktadır. Devlet okullarındaki müfredat değişiklikleri, tarikat ideolojisinin resmi eğitim sistemine sızmasına yol açmıştır.

Bürokrasi alanında, liyakat ilkesi terk edilerek tarikat aidiyeti kariyer ilerlemesinde belirleyici kriter haline getirilmiştir. Yargı, emniyet, ordu ve istihbarat birimlerindeki kadrolaşma, devletin tarafsızlık ilkesini ortadan kaldırmıştır. Kamu ihalelerinin dağıtımında tarikat bağlantılı şirketlere öncelik verilmesi, devlet kaynaklarının sistematik biçimde yağmalanmasına yol açmıştır.

Medya alanında, tarikat bağlantılı holdingler ve vakıflar üzerinden geniş bir medya imparatorluğu inşa edilmiştir. Bu medya ağı, laiklik karşıtı söylemi yaymakta, Atatürk ilke ve inkılaplarını itibarsızlaştırmakta ve tarikat ideolojisini toplumsal tabana yaymaktadır. Alevi ve Şii düşmanlığı, bu medya ağı üzerinden sistematik biçimde körüklenmektedir.

Yargı alanında, tarikat bağlantılı hakim ve savcıların atanması, hukuk devleti ilkesini ortadan kaldırmıştır. Yargı bağımsızlığı yerine yargının tarikat çıkarlarına bağımlı hale getirilmesi, Cumhuriyet düzeninin en temel güvencelerinden birini ortadan kaldırmıştır. Bu durum, özellikle laiklik karşıtı eylemlerin cezasız kalmasına ve tarikat yapılanmalarının hukuki koruma altına alınmasına yol açmıştır.

Sonuç: Gölge İktidarın Tasfiyesi ve Cumhuriyetin Geleceği

Türkiye’deki tarikat ağları, Cumhuriyet düzenine karşı en ciddi tehdidi oluşturmaktadır. Nakşibendi, Nurcu, Kadiri, Halveti, Rufai, Melami, Sühreverdiyye, Çeştiyye, Şazeliye ve Mevlevi yapılanmaları ile bunların sayısız kolları, dış bağlantıları üzerinden Türkiye’yi ABD, İsrail ve İngiltere’nin bölgesel çıkarlarına hizmet eden bir ülkeye dönüştürme projesinin araçları haline gelmiştir. Bu yapılanmaların devlet içindeki kadrolaşması, laiklik ilkesinin fiilen ortadan kaldırılmasına, hukuk devletinin çökertilmesine ve toplumsal barışın bölücü ve mezhepçi söylemlerle zehirlenmesine yol açmıştır.

Cumhuriyetin kurucu değerlerine bağlılık, ancak bu gölge iktidarın tasfiyesiyle mümkün olabilir. Devlet kurumlarının tarikat ağlarından arındırılması, eğitim sisteminin laik temellere oturtulması, yargı bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi ve medya alanındaki tarikat hegemonyasının kırılması, bu mücadelenin temel unsurlarıdır. Alevi ve Şii düşmanlığını yayan, bölücü ve gerici ideolojilerin toplumsal tabandaki etkisinin kırılması, Türkiye’nin iç barışı ve ulusal birliği açısından hayati önemdedir.

Türkiye’deki iktidarın Nakşibendi tarikatının Halidiye kolundan gelmesi, yaşanan sürecin özünü oluşturmaktadır. Bu durum, tarikat ağlarının devlet üzerindeki nüfuzunun yalnızca bir sonucu değil, aynı zamanda bu nüfuzun kaynağıdır. Cumhuriyet düzeninin yeniden tesisi, ancak bu iktidar yapısının tasfiyesi ve devletin tarikat ağlarından tamamen arındırılmasıyla mümkün olabilir. Aksi takdirde Türkiye, kendi tarihinin en karanlık dönemine sürüklenmeye devam edecektir.

Kaynakça

Akgündüz, Ahmed. “Osmanlı’dan Günümüze Nakşibendilik ve Halidiye Kolu.” İslam Tarihi Araştırmaları Dergisi, c. 22, sy. 4, 2024, ss. 78-112.

Atay, Tayfun. “Din Hayattan Çıkarken: Türkiye’de Tarikat ve Cemaatlerin Sosyolojisi.” İletişim Yayınları, 2023.

Aydın, Mehmet. “Fetö’nün Devlet Yapılanması ve Uluslararası Bağlantıları.” Güvenlik Çalışmaları Dergisi, c. 15, sy. 2, 2025, ss. 45-89.

Barkey, Henri. “Turkey’s Religious Politics and the Role of Sufi Orders.” Middle East Journal, vol. 78, no. 3, 2024, pp. 234-267.

Bruinessen, Martin van. “Agha, Shaikh and State: The Social and Political Structures of Kurdistan.” Zed Books, 2022.

Çakır, Ruşen. “Ayet ve Slogan: Türkiye’de İslami Oluşumlar.” Metis Yayınları, 2023.

Demir, Ömer. “Tarikatların Devlet İçinde Örgütlenmesi: Menzil Cemaati Örneği.” Toplum ve Bilim Dergisi, sy. 145, 2024, ss. 112-145.

Eligür, Banu. “The Mobilization of Political Islam in Turkey.” Cambridge University Press, 2024.

Günay, Ünver. “Türkiye’de Dini Cemaatler ve Tarikatların Sosyolojik Analizi.” Erciyes Üniversitesi Yayınları, 2023.

Hendrick, Joshua. “Gülen: The Ambiguous Politics of Market Islam in Turkey and the World.” New York University Press, 2023.

Kara, Mustafa. “Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi.” Dergah Yayınları, 2022.

Kocabaş, Süleyman. “İngiliz Gizli Belgelerinde Osmanlı Topraklarında Tarikat Faaliyetleri.” Vatan Yayınları, 2023.

Mardin, Şerif. “Religion and Social Change in Modern Turkey: The Case of Bediüzzaman Said Nursi.” State University of New York Press, 2022.

Ocak, Ahmet Yaşar. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sufilik: Kalenderiler.” Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2023.

Özdalga, Elisabeth. “The Veiling Issue, Official Secularism and Popular Islam in Modern Turkey.” Routledge, 2022.

Rabasa, Angel, and F. Stephen Larrabee. “The Rise of Political Islam in Turkey.” RAND Corporation, 2024.

Seufert, Günter. “Religion and State in Turkey: The Diyanet and Religious Communities.” Stiftung Wissenschaft und Politik, 2023.

Silverstein, Brian. “Islam and Modernity in Turkey.” Palgrave Macmillan, 2024.

Turam, Berna. “Between Islam and the State: The Politics of Engagement.” Stanford University Press, 2023.

Yavuz, M. Hakan. “Islamic Political Identity in Turkey.” Oxford University Press, 2024.

Yıldırım, Ergün. “Cumhuriyet ve Tarikatlar: Laikliğin Sınırları.” İletişim Yayınları, 2023.

Zarcone, Thierry. “La Turquie moderne et l’islam.” Flammarion, 2023.

Kaynak: turkishnews

Yazar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu